|
Osmanlý döneminin onuncu padiþahý olan ve Muhteþem Süleyman olarak tarihe nam salan Kanuni Sultan Süleyman; döneminde 13 sefer harbine katýlmýþ, 300 kaleyi fethetmiþ idare, siyaset ve medeniyette yeryüzünün daha önce benzerini tanýmadýðý, belki bir daha da tanýyýp bilemeyeceði bir zirveye yerleþmiþtir.
Asya da Kafkas daðlarýndan, Yemen e, Aden e, uçsuz Arabistan çöllerine uzarken, Afrika da Habeþ, Mýsýr, Tunus, Fas ve Cezayir i almýþ, Hint denizlerinde görünmüþ, Akdeniz de ise Venedik ve Ceneviz denizciliðine büyük zararlar vermiþtir.
Avrupa da ise Estergon ve Macaristan’ý kuþatma altýna almýþ, Erdal Krallýðý, Eflâk, Bogdan Beylikleri, Kýrým Hanlýðý ile Lehistan arasýndaki geniþ stepleri ele geçirmiþ, Fransa, Ýtalya ve Lehistan’ý dize getirmiþtir.
Bunlar bize tarihin öðrettikleri. Tarihi belgelerin yazdýklarý ve de anlattýklarý. Bir TV kanalýnda izlediðim Kanuni ise namý diðer Sülüman hiçbir þeyden çekmiyor þu kadýnlardan çektiði kadar. Gelene halvet diyor, gidene halvet… Ýzlediðim dizeye göre padiþah hangi arada derede bu kadar sefer gitmiþ anlaþýlýr gibi deðil.
Tarihe nam salmýþ birini resmederken, hikâye ederken, onu yeni kuþaklara anlatýrken baþarýlarýný da anlatmak lazým gelmez mi? Genç kuþaklarýn zihninde acayip bir Osmanlý oluþtu. Artýk Osmanlý deyince Harem ve halvet arasýnda gidip gelen padiþahlar akla geliyor. Nereye gitti bu þaný yüce ordular.
Ýþte tarihi yapýtlarýn zorluðu da buradan gelir. Hem kurgu, hem hikâye gerçekle örtüþmelidir. Örtüþmediði zaman mutfakla-banyo, haremle halvet arasý mekânlara hapsolmuþ yol uzar gider.
|