23 Mayýs 2012 Çarþamba

Gunluk Gazeteler

Anketler

“GÜVEN DUYGUSU ÝLE ORDU, DEVLET ÝLÝÞKÝSÝ” (2)

  Prof. Dr. Þaban ÞÝMÞEK

          
         “GÜVEN DUYGUSU ÝLE ORDU, DEVLET ÝLÝÞKÝSÝ” (2)

Geçen haftaki makalemizde özgün bir örnek de vererek güven duygusu üzerinde durmuþ ve  “Kiþisel hayatta ‘güven duymak’ ön planda iken sosyal hayatta ‘güven vermek’ önem kazanýr. Özellikle ‘güven vermek’; parayla pulla, makamla-mevkiyle, silahla ya da baþka bir güçle elde edilebilecek bir duygu deðildir. Ýnsan iliþkilerinin temeli yani toplumsal hayat güvene dayanýr. Ýnsan ancak güven ortamýnda saðlýklý olur, toplum ancak güven ortamýnda huzur bulur, kalýcý iliþkiler ancak güven ortamýnda kurulur, baþarý ancak güven ortamýnda yakalanýr; sevgi de öyle” demiþtik.

 

Peki, bütün bunlar böyleyken insanýmýzýn, kurumlarýmýzýn, devletimizin bugünkü durumu nedir? Güven duygusu baðlamýnda ülkemizin hâli nicedir?…

 

Doðrusunu söylemek gerekirse durum; Victor Hugo’nun ‘Sefiller’inde ifade ettiði gibidir: Tek cümleyle, köklerimizden kopmuþ gibiyiz; kendimize güvenmiyoruz, insanlara güvenmiyoruz, kurumlara güvenmiyoruz, devlete güvenmiyoruz… Tam anlamýyla bir güven bunalýmý yaþýyoruz; güvensizlik artýk dýþa vuruyor. Eskiler buna benzer durumlarda “buhran” kelimesini kullanýrlardý; düþünce üretiminin durduðu, hayattaki dengelerin tutturulamadýðý, dar boðazlarýn aþýlamadýðý depresif durumlarý anlatmak için.

 

Aslýnda bu güven(mek) meselesi öteden beri hep merak edilen bir konudur. Bunun için ülkemizde de dünya’da da zaman zaman anketler düzenlenir ve “En çok güvenilen kiþiler-kurumlar” sýralamasý yapýlýr. Bazen de bu araþtýrmalar meraktan deðil bazý kiþi ve kurumlarýn itibarýný yükseltmek bazýlarýný da aþaðý çekmek için yapýlýr; yani siyasi-ideolojik manipülasyon için kullanýlýr. Amaç; göz boyayarak ya da yanlýþ bilgiler vererek alavere dalavere ile bir kiþiyi, bir kurumu ya da toplumun bir bölümünü bir fikre yönlendirmek, bir hareketin içine güdülemektir! Her neyse…

 

Bizde bu tür anketlerde eskiden beri, nedense, en çok güvenilen “Ordu-Komutanlar, Yargý, Cumhurbaþkaný”, en az güvenilen de “Siyasi partiler, Politikacýlar” gibi bir sonuç çýkar(dý)!.. Evet, burada geçmiþ zaman kipi kullandým zira bugünlerde kimin kime güvendiði hiç belli deðil; güven veren bir unsur-insan-kurum kalýp kalmadýðý da oldukça þüpheli. Yani gerçekçi bir anket yapýlsa sonucun eskisinden farklý olacaðý muhakkak.

 

Mesela bakýyorsunuz eski anketlerin o birinci güvenilir kurumu olan Ordu’ya; komutanlarýn yaptýðý kiþisel konuþmalarla, kurumsal olarak yaptýklarý açýklamalarla, mensuplarýnýn da karýþtýðý yasadýþý olaylar karþýsýnda takýndýklarý tavýrla, TV’lerde boy gösteren emekli paþalarýn halleriyle anketlerdeki o yerlerini hak etmekten çok uzaklar. Hiç güven vermiyorlar…    Oysa ordularýn varlýk sebebi  vatandaþa güvenlik duygusu vermek ve ülkenin dýþ güvenliðini saðlamaktýr… Güvenilir olmayan bir kurumun bunu vermesi bittabi mümkün deðildir. Peki bu durumda Ordu görevini nasýl yapacak, nasýl olacak bu iþ?..

 

Ýþin daha kötüsü Ordu mensuplarýnýn kendilerine olan güveni (en azýndan önemli bir kýsmýnda ve bir ölçüde) kaybetmiþ olmalarýdýr. Kimse kusura bakmasýn; görüntü öyle… Söylemlerdeki o çeliþkiler, açýklamalardaki o yalpalamalar, davranýþlardaki o kararsýzlýk, ses tonlarýndaki o iniþ çýkýþlar hep bu yüzden; o eski asker duruþundan eser yok…

 

Konuyu biraz daha açacak olursak…

Mesela ordumuzu temsil edenleri, önceki yazýmýzda sözünü ettiðimiz Kendine Güven Duygusu Geliþtirme Çalýþma Grubu’nun (KGDGÇG) sorularýna muhatap kýlsak acaba sonuç ne olur?... Yani, toplum önüne çýktýklarýnda, “kaþlarýný çatmadan, ‘ben sana gösteririm’ der gibi bakmadan” meramlarýný anlatabiliyor, kendilerini rahatça ifade edebiliyorlar mý?.. Aslýnda çalýþma grubunun bu sorusunu kanýmca þöyle sormak gerekir: Toplumun önüne çýkabiliyorlar mý, çýkabiliyorlarsa hangi þartlarda, nasýl ve nerede çýkýyorlar? Mesela; sözü olan ve bu sözü söylemek için kendine güveni olan her insan gibi olaðan bir ortamda mý konuþuyorlar yoksa askeri gemilerde, haki elbiseler içinde, diðer komutanlarý da  yanýna almak suretiyle topun tüfeðin gölgesinde mi?..

 

Bir baþka soru: Askerlerin kendilerini eleþtirdikleri oluyor mu? Mesela; “Sivil Mahkeme’nin 39 yýl hapis verdiði insanlarý Askeri Mahkeme’nin beraat ettirmesini ya da Bingöl’de 33 erin silahsýz-korumasýz PKK’nýn kucaðýna býrakýlmasýný, Daðlýca’da saldýrý olacaðý ihbarýna raðmen üst rütbelilerin düðüne vs. gitmesini ve Mehmetciklerimizin boþ yere hayatlarýný kaybetmesini” sorguluyorlar mý?..  “Ya biz silahsýz olsaydýk, biz er olsaydýk, o genç bizim çocuðumuz olsaydý, biz sivil olsaydýk, biz doðuda yaþayan insanlar olsaydýk” diye empati yapýyor, kendilerini baþkalarýnýn yerine koyuyorlar mý?..

 

Ve birkaç soru daha: Kendilerini bizatihi kendileriyle ya da halkla barýþýk buluyorlar mý veya böyle bir ihtiyaç hissediyorlar mý?.. Ordu mensuplarýnýn ve kendilerinin haklarýný koruyabiliyorlar mý, koruduklarýný düþünüyorlar mý? kendi haklarýný korurken baþkalarýnýn haklarýný düþünüyorlar mý; mesela eðitim hakkýný, mesela iþ güvenliði hakkýný?

 

Þüphesiz askerlerimizin, KGDGÇG’nun  bu sorularýna verebileceði doyurucu cevaplar yoktur. Yani “kendine güven”den iyi bir not alamayacaklardýr. Peki o zaman biz bu kuruma , bu insanlara nasýl inanalým, nasýl güvenelim? Güveniyorsak güven duygusunu nasýl koruyalým.

 

LAW silahý oluyor soba borusu?! “Islak imza” oluyor fotokopi?! Andýçlar oluyor kaðýt parçasý?! Topçu Albay oluyor istihbaratçý?! Adý saný belli olmayan bir köstebeði sokakta izleyen (hem de sekiz ay) adam çýkýyor Özel Harpçi?! Devletin hakimini takip ede askeri aracýn içi kaynýyor manav-marangoz-bakkal-çakkal!? Kaynayan bu kazanýn fokurtusu çýktýðýnda yardým için koþturarak gelen oluyor koskoca Garnizon Komutaný?!..

 

…Önce “Bingöl’deki 33 eri PKK þehit etti” sonra da “Reþadiye’yi PKK yaptý bunu Bingöl’le karýþtýrmayýn” diyerek ancak bakkal Mehmet efendinin düþebileceði mantýk hatasýna düþüyor koskoca general?! Mahalle kahvesi edasýyla suçu komþu ilin komutanýnýn üstüne atan, kullandýðý cümlelerle, yaptýðý yorumlarla hiç de kurmaymýþ hissi veremeyen yavan bir adamýn rütbesi bir bakýyorsunuz oluyor emekli orgeneral?! Personeline normal devlet kurumlarý gibi memur maaþ bordrolarý düzenlenen, bir orgeneralin “Zaten orda çalýþan üç-beþ kiþi” diyerek varlýðýný herkesin önünde kabul ettiði, Van’ýn Ýskele Caddesinde çalýþan dolmuþlardaki yolcularýn hizasýna geldiklerinde  “JÝTEM’de inecek var” dedikleri bir kurum için askeri cenahtan yapýlan resmi açýklama oluyor “Bizde böyle bir birim yoktur”!??

 

Hele hele, asker-sivil iliþkilerinin konuþulmasý öngörülen bir TV programýnda gazeteci Mehmet Metiner’le tartýþan (aslýnda mahalle kavgasý ya da seviyesiz bir meydan muharebesi demek lazým) Emekli Tuðgeneral Ramiz Ýlker’in  davranýþlarýný, konuþmalarýný ve içinde bulunduðu ruh halini izlediðimde… doðrusu var olan güven duygusu kalýntýlarýný da kaybettim. Kimliðini belirten alt yazýyý okumasam, “bu adam herhalde iyi giyimli bir mafya bozuntusu, ya da kafasý kýyak çakma bir sokak serserisi” derdim kendi kendime! Ama o maalesef bir kurmaydý ve dahasý bir generaldi. Kendi ifadesiyle yüz binlerce insan arasýnda “on binde bir” lik çok seçkin dilimindendi Ordumuzun!..

 

Þimdi insanýn aklýna ister istemez gelen þey þu: Eðer seçkini böyleyse eyvah ki ne eyvah!.. Ama hayýr, kalitenin bu olduðuna beni kimse inandýramaz!.. Bin yýllýk geçmiþi olan bir Ordunun temsilcisi bu adam olamaz!.. Belki de beni asýl kötü yapan bu sahnelerin ilk olmayýþýydý. Daha birkaç hafta önce de  Emekli Orgeneral Necati Özgen TV’ye çýkmýþtý ve genel bir deðerlendirmeyle  kurmaylýðý, generalliði hatta askerliði benim gözümde çok aþaðýlara düþürmüþtü!

 

O zaman, “Yazmayayým; Malazgirt’iyle, Mohaç’ýyla, Çanakkale’siyle, Hasankale’siyle, Dumlupýnar’ýyla, Sakarya’sýyla ve daha onlarcasýyla tarihe damgasýný vurmuþ þanlý ordumuzu bir kiþinin yüzünden incitmeyeyim” demiþtim ama bu general öncekini (N.Özgen) kelimenin tam anlamýyla mumla arattý!.. Çünkü Özgen benim gözümde sadece “yetersizdi” o kadar. Bu general ise hem yetersiz hem saygýsýz hem de tehlikeli!.. TV de sergilediði durumu anlatmakta güçlük çekiyorum. Belki “komik durumlara düþtü” denebilir ama bu komikten de öte bir þey. Evet bu bir dram, bir zavallýlýðýn ifadesi; boðulmasýnýn mukadder olduðu yabancý sularda yüzmeye kalkýþan bir zavallýnýn hal-i pür melali.

 

Aslýnda bu durum “zavallýlýk” kelimesiyle de tam olarak ifade edilemez. Bahsedilen kiþi bir asker ve de general olunca o zaman bu görüntüye benim için, milletim için ve tabii kanýmca o kurum için de çok daha baþka bir anlam yüklenmiþ oluyor ve o zaman olay maalesef bir trajediye dönüþüyor. Zira öyle bir tavýr sergiliyor ki paþa hazretleri, bu filmi(!) izleyen insan yaþýna ve emekliliðine raðmen “bu askerin belinde tabancasý olsa çekip bu adamý vurur” duygusuna kapýlýyor; býrakýnýz iki haftadýr bahsettiðimiz o güven duygusunu filan!!! “Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamlarýna üzülüyorum” diyor. Onlara “zavallý” diyor ve siz de sanýyorsunuz ki paþa gerçekten “onlara haksýzlýk edilmiþ” düþüncesinde yada bir þekilde vicdan azabý çekiyor, filan!... Nerdeeee?! Meðer on beþ kiþinin idamýna karar verilmiþmiþ de “diðerleri niye asýlmamýþ bunlar asýlmýþ” gibi saçmasalak bir þeyi kastediyor ve ilave ediyor: “onlar da asýlmalýydý”. Yaný “onlar asýlsalardý bu üç kiþiye o zaman üzülmeyecekmiþ” gibi bir düþünce!!?...

 

 Tartýþtýðý kiþiye “…Eðer öyle diyorsa ben onu þey ederim” diyor! “Þey”in ne olduðunu belki kimse sormuyor ama  millet tahmin edebiliyor... Bir sivile “Sen”, “Efendi” vs diye hitap ederek aþaðýlamaya çalýþýrken kendine “Sen”,”Eefendi” dedirterek tüm silahlý kuvvetleri küçültüyor!.. Þahsen 54 yaþýna gelmiþ, hatýrý sayýlýr derecede gün görmüþ geçirmiþ bir insan olarak bir generalin  “…Efendi” diye aþaðýlanan bir hitaba maruz kaldýðýný ilk defa duyuyorum. Aslýnda kiþisel olarak muhakkak ki fazlasýný hak etmiþti ama yazýk çok yazýk!.. Bu adamý kurmay, dahasý general yapanlara da yazýk!.. Ve de herkesin saygý duyduðu-duymasý gerektiði, güvendiði-güvenmesi gerektiði, umut baðladýðý-baðlamasý gerektiði Ordumuza, kendi mensuplarýnca yapýlan bu haksýzlýða yazýk!..

Geçen iki hafta, önce güven duygusunu sonra da bu duygunun Ordu ile iliþkisini ele almýþ ve özetle “Ýnsan ancak güven ortamýnda saðlýklý olur, toplum ancak güven ortamýnda huzur bulur, kalýcý iliþkiler ancak güven ortamýnda kurulur, baþarý ancak güven ortamýnda yakalanýr; sevgi de öyle” diyerek milletimizin son yýllardaki geliþmelerle Ordu mensuplarýna olan güven duygusunu kaybetmeye baþladýðýný, oysa ordularýn varlýk sebebinin öncelikle vatandaþa güven duygusu vermek olduðunu ilave etmiþ ve  “güven duyulmayan bir kurum görevini nasýl yapacak?” diye sormuþtuk.

 

Daha önce sözünü ettiðimiz Kendine Güven Duygusu Geliþtirme Çalýþma grubunun (KGDGÇG) sorularýný, geçen hafta Ordu’ya yaptýðýmýz gibi Yargý kurumlarýmýza da yöneltebiliriz tabii ki ama isterseniz öyle zor sorularý býrakalým ve daha basit sorular sorarak meseleyi gözler önüne sermeye çalýþalým.

Mesela:

- “12. ve 14.Mahkeme bizden ama 13.Mahkeme tehlikeli”  denmesi, insanlara hukuka karþý güven telkin ediyor mu?..

- Bir Yüksek Mahkeme’nin Erdoðan Teziç zamanýnda “Katsayý deðiþtirme yetkisi YÖK’tedir” dedikten sonra þimdi “Bu YÖK’ün yetkisinde deðil” demesi insanlarýn aklýna ne getiriyor?..

- Yargý üzerindeki “367 Kanadoðlu” gölgesi ya da temyizsiz “YAÞ kararlarý”nýn ölümcül hýrýltýsý bu kurumu daha mý saygýdeðer yapýyor?..

- Cumhuriyet Baþsavcýsýnin laikçi bir parti lideri ayetlerle-hadislerle seçim propagandasý yapmasýný Siyasi Partiler Kanunu’na aykýrý görmeyip sonra da ilahi okuyan kýz çocuklarýný parti kapatma delili saymasý o savcýyý ve onun nezdinde tüm Yargýyý özellikle o çocuklarýn ve tabii ailelerinin gözünde daha mý inanýlýr yapýyor?..

- Anayasayý, yani kendini ortadan kaldýran darbecilere karþý durmak bir yana onlara derin saygýlarýný sunan, 28 Þubat sürecinde adeta “hazýr ol” vaziyetinde Askerden brifing alan bir kurumun baðýmsýz olmak istekleri bu durumda nasýl haklý görülebilir?

- Bir Yüksek Yargý kurumu Baþkaný “Yargý Cumhuriyeti koruyor derse; o kurumun kiþiler için adil karar vereceðine, bizatihi demokrasinin kendisini yani halkýn iradesinin kendini koruyabileceðine kim inanabilir?

- Bazý yüksek Mahkemeler bir kýsým insanlar için kararýný bir günde verirken bir baþkasýný yýllarca bekletiyorsa, o mahkemenin adaletli davrandýðýndan bahsedilebilir mi, tarafsýzlýðýndan söz edilebilir mi?.. Çok yaralayýcý bir þey bu. Þöyle bir örnekle anlatalým: Baen doktorum ya, diyelim ki ameliyat olmasý gereken iki Yüksek Yargý mensubu var. Ben birisine müdahaleyi hemen yapsam diðerini de üç yýl sonraya gün versem bu kiþi benim hakkýmda ne düþünür? “Nerede kaldý senin doktorluðun-Hipokrat yeminin? Nerede kaldý senin kendini insanlýða adamýþlýðýn?  Nerede kaldý senin devlet memurluðun” demez mi?.. Peki bana Hipokrat yeminini soruyorlar da bu hukukçulara böyle bir yemini  ya da kendilerini, kutsal ya da deðil bir þekilde baðlayýcý  sözler filan yok mu?

- Yargý yasamanýn ve yürütmenin önüne geçiyorsa; yani, biri (seçim sistemindeki sakatlýklar ve gerçek temsil oraný bir yana) milletin tamamýný diðeri de milletin çoðunluðunu temsil eden iki temel organýnýn önüne geçiyorsa, her demokratikleþme ve özgürlük çabasýnda þu ya da bu yorumla darbe Anayasasýný önümüze koyup duvar oluyorsa…  O zaman demokratik yönetim biçimlerinin temeli olan “kuvvetler ayrýlýðý ilkesi” nasýl korunacak? Korunmazsa, demokratik hukuk devleti olduðumuza kim nasýl inanacak?..  

- “Hukukun üstünlüðü” “hukukçunun üstünlüðü” olarak algýlanýyor ve de karar verenler bir türlü tarafsýz olamýyorsa, istekleri doðrultusunda yargý tam baðýmsýz olsa deðiþen ne olacak? Adalet daðýtmakta baþýmýz göðe mi erecek?.. Peki, bu tam baðýmsýzlýk denilen þey nasýl olacak? Mesela; demokrasinin geldiði bu noktada milletin ne düþündüðünden, ne hissettiðinden, verilen kararlarý nasýl yorumladýðýndan tamamen ilintisiz mi olacak? Olursa bu karar toplum vicdanýnda yer edebilecek mi? Yer etmezse hukuktan, adaletten, toplumsal huzurdan bahsedilebilecek mi?.. Kara kaplý böyle yazýyor deyip de darbecilerin hazýrlattýðý Anayasaya lafzen aynen, kanunlarýn ruhunu unutarak karar verirsek ve toplum vicdanýný yaralarsak kime-neye hizmet etmiþ olacaðýz? O zaman insanlar sormayacak mý; “bu kanun dediðimiz þeyler kimin için var” diye?

 

Gerçekten millet þaþýrmýþ durumda…

Mesela, 11.Aðýr ceza mahkemesinin Seferberlik Tetkik Kurulu’nun o meþhur kozmik odasýndaki aramalarýna “devlet sýrrý, çok gizli” gibi sebeplerle son verilmesini, bu gerekçeyle aram kararýnýn iptalini isteyen Genel Kurmay’a ilgili Mahkeme “Bunun bir zararý olmayacaðýný hatta kurum için güven arttýrýcý olacaðýný” hatýrlatmakta!.. Yani Asker’in ölümcül derecede “zararlý” bulduðu bir þeyi Hakim güven arttýrýcý yani “yararlý” buluyor!?.. Hangisine inanalým? Mahkemeye mi yoksa Genel Kurmay’a mý?.. Ya da, eski gazete patronu Dinç Bilgin’in “28 Þubat döneminde Askeri bürokrasi, Yargý ve Medya rejimin üç ayaðý olmuþtu. Ben de o dönemde egemenlerdendim. Çok büyük kabahatlerimiz oldu” itirafýna ne diyelim?..

 

Bir baþka kritik kurum; Sivil güvenlik kurumu, yani Emniyet, Polis…

Eðer bir ülkede Emniyet Müdürleri kaçakçýlýkla, suç örgütleriyle  baðlantýlý olmakla itham ediliyor hatta tutuklanýyorsa, Genel Müdür Yardýmcýlarý yasadýþý iþler yapmaktan dolayý görevden alýnýyorsa, polis memurlarý hýrsýzla ortaklýk ya da sistematik iþkence yapmakla itham ediliyorsa, korucular faili-i meçhullerle anýlýyorsa… Millet, verdiði vergilerle, kendini korumak üzere beline silah koyduðu bu insanlara, bu kuruma nasýl güvenecek?  Canýný, malýný, mahremini nasýl emanet edecek?..

 

Ve benim kurumum: Doktorlar, Hastaneler, Saðlýk Politikalarý…

- Teþhis; çok belli deðil!?.. Tedavi; yok ya da günde 100 mg Aspirin, yani çocuk Aspirini!?.. Rapor; bir gün saðlam baþka bir gün sakat veya bir kuruldan saðlam diðerinden sakat!?.. Bunlarla tutukluluk halini aylar boyunca hastanelerde geçirmeler… kolu kýrýldý, düþtü bayýldý, hafýzasýný yitirdi, çok kilo kaybetti filan diye yine aylarca tutukluluk hallerinden sýyýrmalar ya da hastanelerin özel odalarýnda ikametler, onlara bu imkaný sunan öðretim üyeleri, doktorlar, hastaneler… Evet, bu sýyýrmalardan birkaç gün sonra dans pistinde olsalar da fark etmiyor bu durum!?.. Evet, durum böyle ama sakýn bizim, “bu insanlar ille de içerde kalsýn” diye düþündüðümüz zannedilmesin.  Ýtirazýmýz; yalana-dolana ve de kurallarla-kurumlarla oyun oynanmasýna, devletin güvenilir olmaktan uzaklaþtýrýlmasýna!..

- Ve milletin kafasýnda-gönlünde-gözünde “asker adamdýr-disiplinlidir-yanlýþla iþ yapmaz” diye bildiði noktadan Gatakulli” ye doðru gerileyen, kaybolup giden deðerler!..

- Solak bir insan olan, kurþun yarasý kafasýnýn sað tarafýnda olan ve vücudunda çürüklerle beraber 7 kaburgasý kýrýk olan Özel Kuvvetler Komutaný Behçet Albay’ýn ölümüne intihar diyen Adli Týp!?.. Adý neymiþ?... ADLÝ TIP!.. Varýn bunun yorumunu da siz yapýn.

- Ya saðlýk politikalarýna ne demeli? Her gün deðiþen kurallar-uygulamalar, hallaç pamuðu gibi atýlan camia, dillere destan domuz gribi serüveni ve AB Saðlýk Komisyonu Baþkaný’nýn açýklamasýyla skandala dönüþen aþý kampanyasý!..

   

 

Peki ya siyaset?..

- Liderinden iþaret almadan onun söylemeye uygun gördüklerinin dýþýnda hiç bir þey konuþamayan, bütün hesabýný liderin oluþturacaðý milletvekili adayý listesine girebilmek üzere yapan,

- Þu ya da bu þekilde, iktidar sahiplerinin ihalelerden nemalanýldýðýna dair zihinlerde yerleþmiþ olan düþünceyi silemeyen, vataný kurtarmak filan pek el kaldýrýp indirmekle mümkün olmayacaðýna ve milletvekili maaþý da belli olduðuna göre vekil olmak için insanlarýn niye bu kadar masrafa girdiði sorusuna doyurucu bir cevap bulamayan,

- Anayasa’yý deðiþtirmek þöyle dursun en basit insan hakký olan meseleleri dahi gündeme getirmekten kaçýnan, ancak böyle netameli þeylerden uzak durursa iktidarýný sürdürebileceðini düþünen

insanlardan ve kurumdan ne beklenebilir ki? Böyle bir kurumun, hukukun üstün olduðu bir toplumda kendinden doðmasý gereken kanunlarý yapacaðýna kim inanýr ki?

- Bir yandan devletin hakimini, savcýsýný ve diðer ricali “açýlým” diye bir þekilde eþkiyanýn ayaðýna götürürken öbür yandan “PKK’nýn þehir koludur, bunlar terör örgütünün belediyelerdeki komiserleridir” deyip (ne olursa olsun) seçilmiþ insanlarý kelepçelemek ve insanlarý faþ edercesine basýna malzeme yapmak ne anlama geliyor?.. Bütün bunlar polisi, hükümeti, devleti daha mý güvenilir yapýyor? Bunlar yapýlýnca, bu sahneleri izleyenler kendilerini daha mý çok güvende hissediyorlar?.. Daha mý çok seviyorlar devletlerini?.. Bunlarý gördükten sonra diðer insanlar yarýn gözaltýna alýnmayacaklarýna hem de çoluk çocuðun gözü önünde, daha ortada bir þey yokken suçlu ilan edilmeyeceklerine ve ceza almayacaklarýna nasýl güvenecekler? Böyle olursa, “açýlým-maçýlým” gibi laflara nasýl inanacaklar?

 

Medya’ya gelince…

Herkesin bildiði konu: Çoðunlukla ve pek çok yönü ile “orta malý gibi bir þey oldu, yani parasýný veren kullanýyor. Dolayýsýyla ona gelmeyelim!..

 

Ve de daha bir çok þey..

Mesela; yediklerimize-içtiklerimize (özellikle GDO’lar söz konusu olduðundan beri) güvenmiyoruz, bankalara güvenmiyoruz, ekonomiye güvenmiyoruz, futbol takýmýmýza güvenmiyoruz… Yani, “güvenmiyoruz da güvenmiyoruz”, vesselam!!!.. Haksýz mýyýz?.. Hayýr, haklýyýz; hem de sonuna kadar haklýyýz. Çünkü güven vermiyorlar… O zaman da güven duygusunun yerini sinirlilik, korku, sinmiþlik-sindirilmiþlik, gelecek endiþesi, kabuðuna çekilme-içe dönme, toplumsal hayattan kopma, kendi güvenliðini saðlama ve kendi hakkýný kendin koruma içgüdüsü, mafyalaþma, eþkiyacýlýk, cemaatleþme vs. geliþiyor insan ve toplumda. Ve bunun sonucunda birlik-dirlik bozuluyor, insanlar kendilerini geliþtiremiyor, toplum refah seviyesini yükseltemiyor, özgürlükler elde edilemiyor, demokrasi kendi dinamiklerini oluþturamýyor ve de Cumhuriyet kendini korumakta güçlük çekiyor... Ve o zaman zemin “koruma ve kollamacýlar” için hazýr olmuþ oluyor!..

 

Haaa, bu arada üniversiteler filan mi dediniz?..

Caným onlarý sormayýn þimdi, bir kýsmý uykuda gözleri mahmur, bir kýsmý da açýlmakla meþgul; hele bir uykularýný alsýnlar!.. Daha tepedekiler ise malum; dar kadrolarý ve müsteþarlýk, genel müdürlük, genel sekreterlik, 10 bin öðretim üyesi-100 bin öðrenci gibi aðýr yüklerin altýndaki üyelerinin ek iþleri olmak babýnda Yükseköðretim iþlerine de yetiþiyorlar ve büyük özveri ile durumu idare ediyorlar!!! Ne diyelim; “Allah daðýna göre karýný veriyor demek ki, Ýyi idare etmeler!..

 

Sonuç olarak söylenecek olan þudur:

- Her modern devlet gibi “Ýnsan-toprak-egemenlik” unsurlarý üzerinde kurulmuþ olan devletimiz bugün, “yasama-yürütme-yargý”dan oluþan tüm Anayasal kurumlarýyla, insanlarýn güven duygusuna mahzar olmak noktasýnda hiç de iyi durumda deðildir. Gerekli tedbirler alýnmadýðý takdirde iyi duruma geçme þansý da yoktur. 

- Belki biraz fazla týpça olacak ama þunu rahatlýkla söyleyebiliriz ki; “Bugün ülkemizde bir psikopatolojik antite olan güven nevrozu yaþanmaktadýr”.  Bilinçaltýna yýðýlan arzular, ihtiraslar, korkular, sýrlar, fikirler, doðmalar, yasaklar arasýnda meydana gelen çatýþmalar ciddi bir marazi durum oluþturmuþ, insanlar kendilerine, baþkalarýna ve kurumlara olan güven duygusunu yitirmiþ, köklerinden kopmuþluk psikolojisi içerisinde sürekli güven verici nesneler ve pozisyonlar arar duruma gelmiþtir.  

    

Çözüm için bir-iki cümle:

Güven ortamýnýn saðlanmasýnýn olmazsa olmazý öncelikle açýklýk ve þeffaflýktýr. Bunun için ilk yapýlacak þey tanýþmaktýr. Bu bahsedilen kurumlar önce kendilerini tanýmalý, sonra da baþkalarýný tanýmak için çaba göstermelidir. Unutulmamalýdýr ki “bilinmeyen, tanýnmayan bir þeye (insanlara- kurumlara, hatta hayvanlara-doðaya) güvenmek” diye bir þey söz konusu olamaz.

 

Ve ilgilenenler için küçücük(!) bir not daha: Meþruiyetin kaynaðýný her durumda, sadece ve sadece millet olarak görebilirsek ve bu meyanda vataný, kiþi veya kurumsal anlamda bizatihi kurtarmaya kalkýþmazsak sanýyorum ki her þey zaman içinde yoluna girecek ve kaybettiðimiz güven duygusunu yeniden kazanýlabileceðiz. 

 

2010-07-02

SON YAZILARI

“Asker’e Son Mektup”un Ardýndan (1-2) “Vekil” mi seçiyoruz yoksa “liste seçimi” mi yapýyoruz? MHP’nin geldiði nokta Yahudi’yle Kürtleri, kardeþ göstermeye çalýþanlar! “Ýnsan Politik Hayvandýr”dan Nükleer Enerjiye!.. (1-4) Ecevit’in yaptýðýndan ne farký var? AK Parti’nin “ölçü” ile imtihaný Sayýn Baþbakaným! Sadece “Ýki Dakika”, Please!.. Çýktým erik dalýna anda yedim üzümü (1-4) BAÞBAKAN!?.

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

Artvin'de Ayý Saldýrýsý
Artvin’in Yusufeli ilçesinde ayýnýn saldýrýsýna uðrayan bir kadýn hastanede tedavi altýna alýnd

HABER YORUMLARI


VÝDEO HABERLER

Rizespor TRT`nin Konuðuydu
Trt Spor ekranlarýnda yayýnlanan Berfu Haþýoðlu`nun sunduðu `Gerçek Futbol` programýnýn konuðu
TATÝLMERKEZÝ.COM

Erken Rezervasyon Fýrsatlarý Devam Ediyor.
Tatil Keyfi Burda Baþlar.
Ekonomik Ve Ucuz Tatil fýrsatlarýmýzý Kaçýrmayýn
Tatil Rezervasyon Ýçin 444 00 82

 

TERMAL OTEL
WEB HOSTING |