10 Þubat 2012 Cuma

Gunluk Gazeteler

Anketler

“GÜVEN DUYGUSU ÝLE ORDU, DEVLET ÝLÝÞKÝSÝ” (1)

  Prof. Dr. Þaban ÞÝMÞEK

          
         “GÜVEN DUYGUSU ÝLE ORDU, DEVLET ÝLÝÞKÝSÝ” (1)

On yýl kadar önceydi, yeni doçent olmuþtum. Almanya’da yaþayan bir kýsým yurttaþýmýz her Ramazan ayýnda (hatta üç aylarda) olduðu gibi Türkiye’den Hoca davet etmiþlerdi. Bununla aidiyetlerini daha iyi hissetmek bu mübarek ay(lar)ýn feyzinden daha çok istifade etmek istiyorlardý. Davet edilenler genellikle teravih kýldýrmak için imam veya dini sohbetlerde bulunmak üzere ilahiyatçý olurdu ama bu defa durum biraz farklý idi: o kiþi bir týp doktoru idi çünkü!..

 

Beklentiler genel olarak din aðýrlýklý ya da týpla ilgili konuþmalar yapmam olsa da öyle olmadý. Baþka türlüsü benim için alýþkýn olmadýðým sularda yüzmek ya da biteviye bir iþ yapmak olurdu zaten. Ancak söylemem gerekiyor ki özellikle Almanya’ya ilk gidenlerin çocuklarýnýn çocuklarý olan üçüncü kuþaðý hedef alarak yaptýðým fizik, kimya, týp, sosyal konular, spor, sanat, astronomi, siyaset teorisi, ekonomi, yaratýlýþtaki mucizeler, organlarýmýzýn iþleyiþi vs. konulara dair konuþmalarýn, en sonunda gelip dayandýðý nokta Türk toplumunun oralarda tutunmasýný saðlayacak deðerlerdi.

 

 Bunlarý lâfzen çok göze sokarak dile getirmesem de üçüncü kuþak ne demek istediðimi anlýyor, vermek istediðim mesajý gayet iyi kavrýyordu. Bremen eyaletinin hemen her noktasýnda yaptýðýmýz bu sohbetler kanýmca hem benim için hem de o insanlar için farklý bir soluk oldu. Ýþte o konuþmalarýn sonuncusunda, o anda aklýma gelip de verdiðim bir örnek bugünkü makalemizin özünü teþkil ediyor:

 

“…Dostlar, þu anda, üç günlük program çerçevesinde on ikinci konuþmamý yapýyorum. Üst üste bu kadar konuþma yapmak benim için gerçekten zor oldu. Zaten normalde de pek parlak olmayan sesim fark ettiðiniz gibi artýk epeyce kýsýk; özür diliyorum. Belki alýþkýn olmadýðýmdandýr bilmiyorum ama bu süre içerisinde gerçekten çok yorulduðumu söyleyebilirim... Benden yana helâlý hoþ olsun. Eðer þu ya da bu ölçüde sizlere bir þeyler katabildiysem ne mutlu bana.

 

 Özellikle gençler, gelecek günlerde “Ya, Hoca þöyle demiþti”, ya da “Þaban Hocadan öðrenmiþtim” diye bir þeyler söylerlerse sevinirim. “Ya, davet ettik Hocayý, Taa Türkiye’den getirdik, bir sürü þey konuþtu ama diþe dokunur, sadre þifa olacak doðru dürüst bir þey de söylemedi” derseniz de üzülürüm; kabahati kendimde bulur, “demek ki muhatabý tanýmadan konuþmuþ, konuyu iyi seçememiþ, konuyu gereðince iþleyememiþ ya da iyi aktaramamýþým” derim!.. Böyle bir durum her insan gibi benim de nefsime zor gelir ama yine de bunu sindirebilirim!..

 

Ancak bir þeyi asla üstüme alamam, kat’â kabul edemem!.. Bakýnýz birkaç dakika sonra Buradan ayrýlacaðým; arkamý döndüðümde eðer “Bu Hoca güvenilmez bir adamdý” derseniz ya da aklýnýzdan böyle bir þey geçerse iþte beni asýl üzecek, içimi söndürecek, geleceðe ait olan inancýmý öldürecek olan bu olur!.. Neden derseniz anlatayým: Malumunuzdur, Peygamber efendimizin peygamber olmadan önceki lakabý “Muhammed-ül Emin” idi; güvenilen, emanet teslim edilebilen,  tehlikesiz olan, sakýncasýz bulunan anlamýnda… O mutlaka sahip olmuþ olsa da yiðit, cesur, kahraman, zengin, âlim, cömert, kibar ve benzeri isimlerle anýlmadý; güvenilirlik vasfý öne çýkarýlarak “emin insan” olarak adlandýrýldý, öyle tanýndý, öyle çaðrýldý.

 

Evet, hepimiz inanýyoruz ki o son peygamberdi ve dünya’ya bir daha peygamber gelmeyecek. O halde bundan sonra, insanoðlu olarak hiçbir kulun peygamber olma ihtimali yoktur; hiçbir insanýn böyle bir düþüncesi, iddiasý ya da ideali olamaz… Peki, Peygamber olamayacaðýmýza göre naçizane kullar olarak insan olmak babýnda bu dünyadaki hedefimiz, idealimiz ne olabilir, ne olmalýdýr?.. Bu sorunun tek bir cevabý vardýr o da peygamberimizin peygamber olmadan önceki hâli, yani “yalýn insan” hâlidir. Ancak o örnek alýnabilir-alýnmalýdýr, ona benzemek hedef olarak seçilebilir-seçilmelidir; yani öncelikle emin insan, güvenilir insan olmaya gayret edilebilir-edilmelidir.

 

Þimdi, bu üç günlük beraberliðimiz sonunda aslýnda beni bizatihi üzecek olan size bir þeyler katamamýþ olmanýn ötesinde (ki inþallah böyle bir þey yoktur ve karýnca kaderince bir katkým olmuþtur) bir de bu güveni veremediysem külliyen zararda olurum ki iþte beni asýl yýkacak olan þey budur. Ýnþallah arkamdan, en azýndan “Ya, iyi adamdý, dediklerinden bir þey anlamadýksa da emin adamdý, güvenilir insandý, Allah selamet versin” dersiniz de beni yolunu bulamamýþlarýn safýna katmýþ olmazsýnýz.”

 

Evet, þimdi bugüne gelecek olursak… Bu noktada önce birazcýk, emin olmanýn hammaddesini oluþturan güven duygusunu iþlemek daha sonra da ülkemizde yaþanan son geliþmelerin insanlarý, kurumlarý nasýl etkilediðini, güven duygusunu nasýl törpülediðini, neticede toplumu ne hallere düþürdüðünü örnekler vererek ele almak istiyorum. 

 

Sözlükler, ansiklopediler “güven”i; birine veya bir þeye bel baðlayan kimsenin içindeki duygu ve kendine itimat, cesaret, yüreklilik, güven duygusu’nu da; emniyet duygusu, korku çekinme ve kuþku duymadan inanma ve baðlanma olarak ifade ediyor.

 

Evet, sözlükler böyle söylüyordu ama benim güven duygusunu anlamamý saðlayan hem de en anlaþýlýr bir þekilde belleðime kazýyan bunlar deðildi; O kazýcý Victor Hugo idi. Yazar, ortaokul yýllarýnda okuduðum meþhur romaný “Sefiller” in bir yerinde, kahramanýn için düþtüðü zor durumu ifade etmek için þuna benzer bir cümle kullanmýþtý: “güven duygusunu öylesine kaybetmiþti ki kendini köklerinden kopmuþ gibi hissediyordu”.

 

Yani ben güven duygusunu; bir yere sýký sýkýya tutunmak, oradan beslenmek, o temelin üstünde inþa olmak, canlýlýðýný o sayede sürdürmek olarak öðrendim, onu kaybetmeyi de bunlarýdan mahrum kalmak, ölüme mahkum olmak anlamýnda belledim.

 

Güven duygusu önce kendine güvenmeyi sonra baþkasýna güven vermeyi dolayýsýyla da insanlarýn birbirine güvenmesini ifade eder. Kendine güveni olmayanlarýn baþkasýna güven vermesi zordur, pek tabiidir ki bu durumdaki insanlarýn ya da kurumlarýn baþkasýndan kendine güvenilmesini beklemesi de anlamsýzdýr.  Bu sebeplerle kiþi ya da kurumlar hakkýnda bir hüküm verebilmek için öncelikle “insanlarýn kendine güvenini” gözden geçirmek gerekmektedir.

 

“Kendine Güven Duygusu Geliþtirme Çalýþma Grubu” kendine güveni ölçerken bazý sorular sormaktadýr:

- Gurup önünde kendinizi rahat ifade edebiliyor musunuz?

- Gurup önünde konuþmak sizi zorluyor, bu duruma düþmekten kaçýnýyor musunuz?

- Kendinizi eleþtirdiðiniz ve baþkalarýyla kýyasladýðýnýz oluyor mu?

- Bir baþarýsýzlýk veya dýþarýdan gelen bir eleþtiri moralinizi çabucak bozabiliyor mu?

- Kendinizle barýþýk olmadýðýnýzý mý düþünüyorsunuz?

- Bazý sosyal ortamlarda hakkýnýzý korumakta zorlanýyor musunuz?

Ve bu sorularý sorduktan sonra “Kendimize olan güven ve grubun önünde kendimizi ifade edebilme kabiliyeti hayat kalitemizi, mutluluðumuzu, eðitsel, mesleki ve sosyal baþarýmýzý doðrudan etkiliyor” diye ilave ediyor.

 

Elbette bunlara eklenecek çok þey var; bütün bunlardan iyi not almak, güven duygusunu geliþtirmek ve sonra da güven duyulur hale gelebilmek için… Kiþisel hayatta güven duymak ön planda iken sosyal hayatta güven vermek önem kazanýr. Þunu özellikle vurgulamak gerekmektedir ki güven vermek malla mülkle kazanýlabilecek, parayla pulla satýn alýnabilecek, silahla ya da baþka bir güçle elde edilebilecek bir duygu deðildir. Evet, bunlar belki bu duygunun harcýný oluþturabilir ama asýl mesele karþýdaki insanýn bunu doðru algýlamasýdýr ki bu da bu harcýn nerde, nasýl, ne için kullanýlacaðýna baðlýdýr. Ýþte bu noktada emin olmak, itimat etmek, emanete halel getirmemek, doðru söylemek, söylediðinin arkasýnda durmak, açýk olmak gibi hasletler devreye girer.  Güven vermek ve güven duymak ayný zamanda kiþinin korktuðu þeylerden kurtulacaðý anlamýna da gelir.

 

Ýnsan iliþkilerinin temeli yani toplumsal hayat güvene dayanýr. O olmazsa mesela midenize baðýrsaðýnýza güvenmezseniz yemek yitemez, tuvalete bile gidemezsiniz. O olmazsa sokaða çýkamaz, otobüse binemez, insanlarla konuþamaz sosyal iliþki kuramazsýnýz.  Ýnsan ancak güven ortamýnda saðlýklý olur, toplum ancak güven ortamýnda huzur bulur, kalýcý iliþkiler ancak güven ortamýnda kurulur, baþarý ancak güven ortamýnda elde edilir; sevgi de öyle…

 

Haftaya kýsmet olursa güven duygusunun kurumlar ve devletteki yansýmalarýna deðineceðiz.

 

2010-07-01

SON YAZILARI

“Asker’e Son Mektup”un Ardýndan (1-2) “Vekil” mi seçiyoruz yoksa “liste seçimi” mi yapýyoruz? MHP’nin geldiði nokta Yahudi’yle Kürtleri, kardeþ göstermeye çalýþanlar! “Ýnsan Politik Hayvandýr”dan Nükleer Enerjiye!.. (1-4) Ecevit’in yaptýðýndan ne farký var? AK Parti’nin “ölçü” ile imtihaný Sayýn Baþbakaným! Sadece “Ýki Dakika”, Please!.. Çýktým erik dalýna anda yedim üzümü (1-4) BAÞBAKAN!?.

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

'Vatana Bir Kurban da Benden Olsun'
Baba Ahmet Çetin, oðlunun terhisine 75 gün kaldýðýný belirterek, Büyük oðlum askerden gelmeden

HABER YORUMLARI


VÝDEO HABERLER

Rizespor TRT`nin Konuðuydu
Trt Spor ekranlarýnda yayýnlanan Berfu Haþýoðlu`nun sunduðu `Gerçek Futbol` programýnýn konuðu
TATÝLMERKEZÝ.COM

Erken Rezervasyon Fýrsatlarý Devam Ediyor.
Tatil Keyfi Burda Baþlar.
Ekonomik Ve Ucuz Tatil fýrsatlarýmýzý Kaçýrmayýn
Tatil Rezervasyon Ýçin 444 00 82

 

TERMAL OTEL
WEB HOSTING |