|
Geçen haftaki yazýmýzda; ordumuz için en çok kullanýlan deyimlerin “göz bebeðimiz ve peygamber ocaðý” olduðundan, dindar olan olmayan, laik olan olmayan, Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Çerkez, Süryani vs. bu memlekette yaþayan her inançtan, her etnik gruptan hemen herkesin istisnasýz bu tamlamalarý kullandýðýndan, toplumda “göz bebeði olmak” üzerinde tam mutabýk olunsa da “peygamber ocaðý olmak” konusunda itilaf bulunduðundan bahsetmiþ ve kelimelerin etimolojisine inerek bu deyimim analizini yapmaya çalýþmýþtýk... Öncelikle “ocak” kelimesini anlatmýþ, peygamber kelimesine gelmiþtik.
“Peygamber” kelimesine gelince…
Burada elbette Hz.Muhammed(SA)’i anlatmaya kalkýþmayacaðýz, bu bizim haddimiz deðil; yüreðimiz de yerimiz de kifayet etmez buna… Konumuz “ordu” olduðuna göre sadece O nun askerliðe dair belli baþlý özelliklerinden tespit edebildiklerimizi dile getirmeye çalýþacaðýz o kadar: Ýrâde, mücadele azmi, kararlýlýk, istiþare, ortak akýl, cesâret, sabýr, köle-asil-Arap-Acem ayýrýmcýlýðý yapmamak, imkânlarý verimli kullanmak, ibadeti elden býrakmamak, cihad-þehâdet-gazilik-duâ gibi mânevî ve psikolojik deðerleri benimsemek, strateji-taktik-silah gücüne önem vermek, savaþý en son çare olarak görmek ve en kýsa surede az insan kaybý ile neticelendirmek, “aman” dileyen düþmana merhamet etmek, kadýna-çocuða-yaþlýya-hayvana-çevreye zarar vermemek, iþkenceye hiçbir suretle müsaade etmemek vb. prensipler… Aslýnda bunlar, peygamberimizin komutanlýk özelliði yanýnda kimliðine ve kurduðu düzene de iþaret eder.
Ýþte, silahlý kuvvetlerimiz için milletimizce benimsenmiþ olan “Peygamber Ocaðý” deyiminin oluþmasýnda; belki yukarda sýraladýðýmýz “ocak” kelimesine yüklenen manalarýn da az çok etkisi olmuþ olabilir ama asýl belirleyici olan þüphesiz ki peygamberimizin insani karakteri ve askeri dehasýna ait olan bu özelliklerdir. Ýþte bu sebeplerledir ki Ýslâm devletindeki askerliðe "Peygamber ocaðý" denildi. Ve Bu sebeplerle Ýslâm askerleri küçük birer "Muhammed", yani "Mehmetçik" olarak adlandýrýldý... Ve o ocakta askerlere Peygamber in ahlâký, kahramanlýðý öðretildi.
Þimdi sorun ve sorular þunlar:
- Bütün bunlarý göz önüne aldýðýmýzda sayýn Genel Kurmay Baþkanýmýzýn sözlerine inanarak burasý “Peygamber Ocaðýdýr” diyebilir miyiz?
- Daha ortaokulda sosyal ve çaðdaþ olmak adýna vals ve tangoyla yetiþtirilen gençlere “Peygamberin askeri” diyebilir miyiz?
- Asker oðlunu ziyarete giden anneleri, örtülü olmalarý sebebiyle tel örgülerin dýþýnda býrakan kuruluþa “Peygamber Ocaðý” diyebilir miyiz?
- “Peygamber Ocaðý” denilen orduda O’nun ahlâký var mýdýr? O’nun mesajlarýna saygý gösterilmekte midir? O’nun öðretisinden yararlanýlmakta mýdýr?
- Er, erbaþý boþ verelim, bir subay ya da astsubay; “Burasý peygamber ocaðýdýr ben de onun öðretisini, dini inancýmý gereði gibi yaþamak istiyorum” diyebilmekte midir?
- Diðerlerinden vazgeçelim ve Allah için hiç bir artniyet taþýmadan açýk yüreklilikle soralým: Bu ocaðýn mensuplarý kiþisel anlamda “Ýslâm’ýn Beþ Þartý”ný yerine getirme özgürlüðüne sahip midir. Mesela açýktan; þehadet getirebilir mi? Namaz kýlabilir mi? Hacca gidebilir mi? Oruç tutabilir mi?.. “Ben dinimin emri olduðu için zekat verdim” diyebilir mi?
- Peygamber Ocaðý denilen bu kurum dahilinde ezan okunabilir mi? Herhangi bir personel dolabýnda Kur’an bulundurabilir mi?
- Bir asker, mesela resmi elbisesiyle Atatürk’ün mozolesinde dua okuyabilir mi?
Ya da þöyle soralým:
- Peygamber; Askeriyle, ashabýyla, milletiyle diþini gýcýrdatarak, parmaðýný sallayarak mý konuþuyordu?
- Peygamber; istiþare etmesi gereken insanlara, sorumlusu olduðu millete “Siz susun” mu diyordu?
- Peygamber namaz kýlan askerini, eþi örtülü olan astsubayýný, subayýný YAÞ kararlarýyla, temyizsiz bu ocaktan atýn mý diyordu?
- Peygamberin ordusu kendi halkýna karþý darbe mi yapýyordu? Fiþlemeler, andiçler, iþkenceler mi ediyordu?
- Peygamberin ordusu düþmana karþý daha güçlü olmakla mý meþgul oluyordu yoksa mesleki eðitimle mi ilgileniyordu?
- Peygamberin ordusu milletten ayrý yerlerde mi oturuyordu, ayrý yerlerde mi yemek yiyordu, ayrý yerlerden mi alýþveriþ yapýyordu, ayrý yerlerde mi tatil yapýyordu, ayrý yerlerde mi eðleniyordu?
- Peygamberin ordusu devlet baþkanýný davet ederken, hanýmý örtülü diye eþiz davetiye mi gönderiyordu? Devlet baþkanýný uðurlarken onunla karþýlaþmamak için saklambaç mý oynuyordu?
Peki, bütün bunlara “Evet” denilemeyeceðine göre o zaman Ordu’nun baþýndaki insanýn “Ordumuz peygamber ocaðýdýr” þeklindeki sözleri gerçekçi bulunabilir mi, inandýrýcý olabilir mi?.. Peygamber için sýraladýðýmýz özelliklerin çoðunun olmadýðý bir yerde böyle bir þeyi söylemeye hakký var mý Sayýn Genel Kurmay Baþkanýnýn?.. Dahasý, böyle bir þeyi söylemesinin gereði var mý?.. Ne kazandýrýyor ordumuza bu söylem? Ordumuz daha mý güçlü oluyor bu sözlerle?..
Haa, bu arada, bütün bu sorularý sorarken kastedilenin; hepsini uygun gördüðümüz, hatta gözüne soka soka yapýlmasýný arzu ettiðimiz þeyler olduðu filan da anlaþýlmasýn. Yaþadýðýmýz coðrafyanýn, içinde bulunduðumuz toplumsal yapýnýn ve çoðulcu demokrasinin gereklerinin farkýndayýz. Bu sebeplerle olayý daha çok kiþisel hak ve özgürlükler bazýnda düþünüyoruz; çünkü, biliyoruz ki dünya artýk ne eskisi kadar küçük ne de eskisi kadar büyük!.. Ama unutulmasýn ki bahis konusu edilen þey peygamber ve onun askerinin ocaðý, benim de sözünü ettiðim Kur’an, ezan, namaz, oruç vs!..
Þimdi bunlarý yazýnca biliyorum bazýlarý benim için “Asimetrik psikolojik harekâtýn içinde” diyecek, “Halký ordu’ya karþý soðutmaya çalýþýyor” diyecek: Hayýr, bin kere hayýr… Býrakýnýz karþýsýnda olmayý, milleti askerlikten soðutmayý; biz düþmana karþý canýmýzý, malýmýzý, namusumuzu koruyacak, vatanýmýzý savunacak askerimizin ancak yanýnda oluruz, yakýnýnda oluruz, hizmetinde oluruz. Aksi bir duruma aklýmýz, yüreðimiz, vicdanýmýz hatta -söylemek durumundayým- genetiðimiz müsaade etmez; çünkü ben bu topraklarýn çocuðuyum ve bir þehit torunuyum. Böyle bir iddiayý þiddetle reddeder, gerektiði yerde gerekli cevabý veririz. Kritiklerimiz, sadece ve sadece bu kurumun saflaþmasý, þeffaflaþmasý, demokratikleþmesi ve millet nezdinde (lüzumsuz demeç, açýklama ve uygulamalarla) oluþmakta olan güven kaybýnýn derinleþmemesi içindir…
Evet, özellikle güven kaybý!.. Çünkü, belinde tabanca olan adama en az iki yönden güven duyulabilmelidir: Birincisi silahýn bize doðrultulmayacaðýna, ikincisi düþmanýn tepelenebileceðine. Birincisinde “kontrol”, ikincisinde ise “güç” gereklidir; yani “kontrollü güç”. Demokrasinin yaþayabilmesi için, insanýmýzýn mutlu, devletimizin güçlü olabilmesi için bu “kontrollü gücün varlýðý” ya da “var olan gücünün kontrolü” elzemdir. Gayemiz sadece budur; çabalarýmýz bunun içindir…
Haksýzlýk mý ediyoruz bu kiþilere ya da kuruma: Hayýr… Dahasý bile söylenebilir, çünkü burada söz konusu olan aktör ve aktörler; “ocak” kelimesinin kökenlerine inerken sözünü ettiðimiz Yeniçeri Ocaðý ve Ocak Aðalýðý, yani Padiþahýn kendini korumasý ve iktidarda kalabilmesi için özellikle seçtiði ve mutlak güvenmesi gerektiði kiþi ve kurumun karþýlýðýdýr ki bu, konunun ziyadesiyle üzerinde durulmasýný hak ediyor. Unutmamak gerekiyor: Demokrasilerde o padiþah millettir ve egemenlik de kayýtsýz þartsýz milletindir.
Bu baðlamdaki görüþlerimizi, kýsmet olursa haftaya “Güven duygusu ile Ordu ve Devlet iliþkisi” baþlýðý altýnda deðerlendireceðiz.
|