|
Týp doktoruyum ya, herkes “Tam Gün Yasasý” hakkýnda yazý yazmamý bekliyor benden; kimileri, yasanýn mimarýnýn arkadaþlarým ve partidaþlarým(!) olduðu gerekçesiyle lehte, kimileri de (özellikle muzdarip olan doktor arkadaþlarým) mesleðin geleceðine yönelik endiþeleri sebebiyle aleyhte!.. Sitem ediyorlar; “Doktor olmadýklarý halde ayný köþeyi paylaþtýðýn yazar arkadaþlarýn bile yazýyor, ilgili ilgisiz herkes bir þeyler söylüyor da sen niye iki laf etmiyorsun” diye!.
Oysa ben, þimdi deðil tam dokuz yýl önce yazmaya baþlamýþtým bu konuda. 2001 yýlýnda Van Bölge Tabip Odasý Baþkaný olarak “Saðlýkta Reform” baþlýðýný taþýyan bir çalýþma hazýrlamýþ ve bunu; o zamanlar sadece, yeni kurulan bir siyasi partinin genel baþkaný olan þimdiki Baþbakanýmýz Sayýn Recep Tayyip Erdoðan’a ve yine o zamanlar sadece, bir üniversite hastanesinin baþhekim yardýmcýsý ve milletvekili aday adayý olan þimdiki Saðlýk Bakanýmýz Sayýn Prof.Dr. Recep Akdað’a sunmuþtum.
Doðrusu o günden bu yana saðlýk köprüsünün altýndan çok sular aktý; sistemde ciddi deðiþiklikler yapýldý. Bu deðiþimde, sözünü ettiðimiz o çalýþmamýzýn bir katkýsý olmuþ mudur yoksa “zaten, bazý fikirlerimiz örtüþmekte idi de bizim yazdýklarýmýza da uygun düþen deðiþiklikler mi yapýldý” bilmiyorum ama o çalýþmamýzda deðindiðimiz konularla Saðlýk Bakanlýðý’nýn sistemde yaptýðý deðiþiklikler arasýnda büyük benzerlikler var. Ancak özellikle sistemin kalýcý olmasý, mesleðin ve meslek erbabýnýn korunmasý ve de mesleðin geleceðine yönelik yapýlan ya da yapýlmayanlar bazý þeyler var ki katýlmak mümkün deðil.
Bunlarýn belki lâfzýna deðil ama ruhuna yönelik olarak yaptýðým erken uyarý niteliðinde sayýlabilecek bazý eleþtirileri, bir yýl öncesinden baþlayan bir zaman dilimi içerisinde önce birkaç makale sonra da bir mizahi kitapla dile getirmeye çalýþtým. Üç tanesi bu köþede yayýmlanan makaleler, o zamanlar konu henüz çok güncel olmadýðý için belki de yeterince dikkat çekmedi, “Doktorum Altýn Kafeste” adlý kitap ise henüz piyasaya sürülmüþ deðil zaten. Yani bu nokta-i nazardan bakýldýðýnda, insanlar sitem etmekte haklý.
…Durumum gerçekten nazik; “yukarý tükürsem býyýk aþaðý tükürsem sakal” misali iki arada bir deredeyim. Üstelik ben tükürmesini de sevmem; kendime de insanlara da yakýþtýramam bu böylesine bir eylemi!.. Ýþte bu minval üzere “Ne yapsam, ne etsem de beklentisi olanlara, eleþtiri dairesinin dýþýna da çýkmadan tatminkâr bir cevap versem” diye baþýmý kaþýyýp dururken “En iyisi, bu iþi esastan ele alayým; önce saðlýk sisteminde bugünkü deðiþikliklerin asýl karar vericileri olan Sayýn R.T.Erdoðan ve Sayýn R.Akdað’a yýllar önce hazýrlayýp bizzat teslim ettiðim reform önerisini aktarayým, sonra “Doktorum Altýn Kafeste” kitabýmýn özünden-önsözünden bir þeyler yazayým, en sonunda da yapýlanlara dair katýlmadýklarýmý anlatayým, yanlýþlarý dile getireyim, iþin nereye gittiðini ortaya koymaya çalýþayým” dedim kendi kendime.
Evet, böyle bir yazý dizisi belki, teknik anlamda konuyla çok yakýnlýðý olmayan insanlar için sýkýcý olacaktýr ama uygulayan ve uygulananlar üzerinde þu ya da bu þekilde bir miktar da olsa kendini pay sahibi hisseden ve de yeni sistemin “saðlýk hizmeti almak” noktasýnda bütün insanlarý, “eðitim” noktasýnda ise gelecek doktor kuþaklarýný olumsuz yönde etkileyeceði endiþesini taþýyan bir doktor olmam dolayýsýyla “yazmak” da boynumuzun borcu.
Ýþte tam dokuz yýl önce yaptýðýmýz ve o günkü þartlarda sadece genel bir taslak olarak düþünülmüþ olan o çalýþmanýn, üzerinde hiçbir deðiþiklik yapýlmamýþ tam metni...
Giriþ:
Dünya Saðlýk Örgütü’nün (WHO) yalnýzca “hastalýk ve sakatlýk durumunun olmayýþý” deðil ayný zamanda “bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli” olarak tanýmladýðý “saðlýk”; anayasamýzýn yanýnda ulusal ve uluslararasý pek çok bildirgede de her insanýn doðuþtan sahip olduðu temel haklardan sayýlmýþ, hatta yaþama hakký anlamýnda birincisi olarak kabul edilmiþtir.
Saðlýklý insanlarýn yaþadýðý ve genç kuþaklarýn yarýnlarýnýn hazýrlandýðý daha güzel bir dünya, þüphesiz, tarih boyunca yaþayan bütün milletlerin özlemi olmuþtur. Ancak yaþadýðýmýz çaðýn tüm geliþmelerine raðmen bu özlem, dünyanýn bir çok yerinde olduðu gibi ülkemizde de giderilememiþ, insanlarýmýz doðuþtan kazanmýþ olduklarý bu hakký gereðince kullanamamýþlardýr.
Bu çerçevede genel saðlýk politikasý olarak makro boyutta bir saðlýk sistemi geliþtirmek için; saðlýk kavramýna çok yönlü yaklaþmak ve onu “saðlýðýn korunmasý ve hastalýklarýn tedavisi için yapýlan çalýþmalarla” sýnýrlý görmenin ötesinde çok yönlü bir kavram olarak ele almak gerekmektedir.
Bütün dünyada, herkesi mutlu edecek bir saðlýk sisteminin oluþturulmasý ve bunun öngörüldüðü gibi uygulanmasý sosyal sistemler içinde en karmaþýk ve zor olanlardan biri olarak kabul edilmektedir. Doðrusunu söylemek gerekirse ülkemizde de iyi iþleyen bir saðlýk sisteminden söz etmek pek mümkün deðildir. Hasta da hekim de yönetici de yürürlükteki sistemden memnun deðildir. Hasta doðuþtan, almak hakkýna sahip olduðu saðlýk hizmetini gereði gibi alamamakta, hekimler ve diðer saðlýk çalýþanlarý ilmînin, emeðinin ve verdiðinin karþýlýðýný bulamamakta, yöneticiler ise imkânsizlýklar ve keþmekeþler içerisinde tam bir çaresizlik hâli yaþamaktadýrlar. Bu durumda, sistem çözümü ya pansuman tedbirleri ile yani hekimi ve saðlýk çalýþanýný cezalandýrmak, idarecileri deðiþtirmek, hekimleri vardiyaya sokmakta ya da Tam Gün Yasasýný yeniden yürürlüðe koymak ve mecburi hizmeti hekime dayatmakta aramaktadýr.
Oysa daha önce, tam gün yasasý yürürlüðe konmuþ ve ülkemizin saðlýk sorunlarýný (en azýndan tek baþýna yani o hâliyle) çözemediði açýk bir þekilde görülmüþtür. Ayný uygulamayý tekrar yürürlüðe koymanýn hiçbir bir anlamý yoktur. Çünkü bu sistem hekimi tamgün hastaneye baðlamakta ama ne ürettiðine bakmamakta, ona akþam bir saat daha fazla mesaide bulunmaktan baþka bir yükümlülük getirmemekte, çalýþanla çalýþmayan ayýrýmý yapmamakta ve iþ yapanla yapmayana ayný ücreti vermektedir. Rekabet ve yarýþma unsuru olmadýðý için “nasýlsa sonuçta ayný maaþý alacak olan” hekim, “daha çok hasta bakmak, daha çok ameliyat yapmak veya hastasýna daha iyi davranmak” gibi bir gereksinimi hissetmemektedir. Sonucta hastalar, hekime ve saðlýk personeline verilen (diðerlerine göre) bu yüksek maaþtan, “hizmet alma” noktasýnda faydalanamamakta, kuyruklarda beklemekten kurtulamamakta ve bu yasanýn uygulanmadýðý zamanlardaki sorunlarý aynen yaþamaya devam etmektedirler.
Mecburi hizmet gibi zorlamalar ise, “zorla bir sanatm icrasýnýn mümkün olamayacaðý” gerçekliði dolayýsýyla pek fazla bir iþe yaramamakta, belki saðlýk personelinin fizik varlýk olarak istenilen yerde bulunmasýný saðlamakta ama ruhu baþka yerde olan bu insanlarý üretken hâle getirememektedir.
Sonuç itibarýyla bugün ülkemizde uygulanmakta olan saðlýk sistemi; çevre ve yaþam kalitemizi etkileyen sosyoekonomik ve sosyokültürel faktörlerin gozardý edilmesi bir yana, sistemin öncelemesi gereken koruyucu saðlýk hizmetleri, tedavi edici saðlýk hizmetleri ve rehabilitasyon hizmetleri açýsýndan da geliþmiþ ülke standartlarýnýn gerisinde kalmýþ, ulaþýlmasý zor, devamlýlýktan uzak, idari olarak da eþ güdümden yoksun bir durumdadýr.
Öncelikle yapýlmasý gereken þey; devletin yapýlanmasýnda saðlýk konusunu yerleþtirirken ilgili resmi kurumlarýn yanýnda, meslek odalarýnýn ve diðer sivil toplum kuruluþlarýnýn da katkýsý ile hem idare etme hem hizmet verme hem de hizmet alma noktasýnda, insanýmýzý ve onun özelliklerini merkez alan yeni bir örgütlenme modeli oluþturmaktýr.
Yazý dizimiz, haftaya, çalýþmamýzýn “Hedef ve prensipler” bölümüyle devam edecek…
|