23 Mayýs 2012 Çarþamba

Gunluk Gazeteler

Anketler

“ÝNSAN POLÝTÝK HAYVANDIR”DAN NÜKLEER ENERJÝYE!.. (1-4)

  Prof. Dr. Þaban ÞÝMÞEK

          
         “ÝNSAN POLÝTÝK HAYVANDIR”DAN NÜKLEER ENERJÝYE!.. (1-4)

           Eskilerin tabiriyle, “seçim sathi mailine girdik” ya artýk gözümüz baþka bir þey görmüyor artýk.

Beynimiz sanki siyasilerce esir alýnmýþ, ancak söylenilenleri algýlayabiliyor; gözümüz illüzyonlarda, sadece önüne tutulaný görebiliyor. Alman filozof Wundt’un Darwinist bir yaklaþýmla söylediði “Ýnsan düþünen bir hayvandýr” sözünü haklý çýkaracak herhangi bir düþünsel üretim yok yani!.

Eskiyi de hatýrlayamýyoruz. Daha dün denecek kadar yakýn bir zamanda, Japonya’da yaþanan büyük felaket (Tsunami ve Fukiþima nükleer santralýndaki hasar-sýzýntý) bile hafýzalardan silinmiþ. Oysa kýyameti hatýrlatan o dehþet görüntüler günlerce gazetelerde yer almýþ, binlerce defa TV’lerde gösterilmiþ, beynimiz bütün loblarýyla adeta iþgale uðramýþtý o zamanlar.

Henüz kapsamý, etkileri, sonuçlarý, ölenlerin sayýsý dahi bilinmiyor ama bizler çoktan bu iþgalden kurtulduk(!) ve kýsýr gündemimize döndük bile: Baþbakan Erdoðan þunu dedi, Kýlýçdaroðlu þöyle cevap verdi, Devlet Bahçeli... Kahvehanelerde konuþulanlar, resmi dairelerde tartýþýlanlar, köþe yazýlarýnda-TV’lerde kritik edilenler hep ayný (aslýnda boþ) þeyler.

Sonuç itibarýyla asýl gündemimiz olmasý gereken meselelerden uzaklaþmýþ, tam anlamýyla politize olmuþ durumdayýz. Sinemada bir gerilim filmi izlemiþ ve sonra da çýkýp evimizin yolunu tutmuþuz gibi davranýyoruz; öyle bir felaket hiç yaþanmamýþ ya da baþka herhangi bir meselemiz var olmamýþ sanki... Benzetme belki caiz deðil ama (isterseniz bunu bir mizah unsuru olarak alalým) Aristoteles’in “Ýnsan politik bir hayvandýr(!)” tespitine evrilmiþiz yani!

Oysa insan olmak babýnda, önümüze konulan yem ya da gösterilen manzara ne olursa olsun bizler ne yediðimizi veya nereye bakacaðýmýzý bilmeli ve kendi tercihimizi yapabilmeliyiz. Ancak o zaman kendimizi Darwin’in “insanoðlunun atasý” dediði maymundan (!) farklý bir konuma taþýyabilir, Allah’ýn (cc) “eþref mahluk” diye nitelendirdiði varlýk olma sýfatýna yakýþtýrabiliriz.

Þimdi, ben böyle bir adým atacak ve seçim gibi (gelecek yýllarda, þöyle bir geriye dönüp bakýldýðýnda, rahatça) suni sayýlabilecek gündemden sýyrýlýp insanoðlunun daha temel bir meselesine doðru yol almaya çalýþacaðým... Makale Konumuz; nükleer enerji... Elektrik enerjisinden yola çýkarak bu enerji türünün gerekliliðini, tehlikesini, maliyetini, yaygýnlýðýný vs irdeleyeceðiz. Mihmandarýmýz; ODTÜ’nün emekli öðretim üyesi, önder bilim adamý, güzel insan Prof.Dr. Ahmet Rumeli Hoca’mýz. Kaynaðýmýz ise onun iki yýl önce, Bilim insanlarý Derneði (BÝDDER) olarak bizlere vermiþ olduðu “Elektrik Enerjisi, Türkiye ve Kýyamet” adlý konferansýndan anladýklarým. Bir týp doktoru için “hariçten gazel okumak” gibi bir þey bu belki ama sahipsiz ülkemizin okumuþ-yazmýþ takýmýndan sayýlan insanlarý olarak, böyle bir konuda dahi en azýndan bir anlama çabasý içinde olmamýz gerektiðini düþünüyorum. Sürçü lisan edersem af ola.

Evet, bu makale, seçim tartýþmalarýnýn tozu dumana kattýðý bugünlerde pek çok okuyucuya heyecansýz gelecektir eminim. Ancak unutmayalým ki bu seçim de nihayet iki ay sonra bitecek ve bizler ayný müzmin sorunlarýmýzla baþ baþa kalacaðýz. Belki de “bu seçim de geldi geçti, biz ne kazandýk” diyecek ve boþa geçtiðini düþündüðümüz günlerimize yanacaðýz...

Hem bu yazýlar öyle o kadar da boþa gitmiyor aslýnda. Yaklaþýk iki yýldýr bu köþede yazdýðým makaleleri, “ayný” haliyle toparladýk ve “V/akitli Yazýlar” adý altýnda “Barýþ Kitap”tan yayýmladýk. Konuyu manþetine taþýyan Habervaktim.com’un editörü deðerli gazeteci Fatih Akkaya’nýn tabiriyle; ölümsüzleþtirdik. Güzel bir iþ yaptýðýmýzý düþünüyorum. Takdir, tabii ki milletimizindir.

...Zaten tartýþýlan bir konu idi. Fukiþima’da meydana gelen nükleer kaza sonrasý daha da tartýþýlýr oldu. “Dünya’da nükleer santral sayýsý azalýyor, en pahalý elektrik nükleer enerjiden elde edilendir, Türkiye’nin nükleere enerjiye ihtiyacý yok, Dünya ülkeleri nükleer santral yapýmýndan vazgeçiyor, nükleer santral atom bombasý gibi patlar, çevre düþmanýdýr vs.” dendi.

Aslýnda 2006 yýlýnda kurulan Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu (NÜKTE) bütün bunlarý çürüten açýklamalar yaptý ve bunlar da gazetenizin 29 Mart 2011 tarihli sayýsýnda manþetten verildi. Ama tsunaminin dehþeti gerçekten büyüktü ve bütün bu açýklamalar insanlarý rahatlatmaya yetmedi. Biz bu makale serisinde biraz daha detaya inecek ve bazý somut gerçekleri ortaya koymaya çalýþacaðýz. Umarým, bunlarla, insanlarýn kafasýndaki sorular bir nebze olsun çözülmüþ olur.

Ahmet Rumeli Hoca’mýz konuyu, elektrik enerjisinin teknik, ekonomik, sosyal, dini, uluslararasý, kültürel, edebi ve espritüel boyutlarýný öne çýkararak iþlemiþ ve dünyadaki nükleer santrallarýn ilginç fotoðraflarýyla süsleyerek bitirmiþti. Anlattýklarýný, ilginç ve çarpýcý yönleriyle özetlemeye çalýþalým.

- Canlý yaþamýn dört temel unsuru;

“Su, hava, toprak ve ateþ”tir. Asýrlar öncesine ait olan bu sýnýflamada “ateþ” unsuru, günümüz deðerleri açýsýndan “enerji” ile deðiþtirilmelidir. (Rumeli Hoca, bütün bunlarý dinsel ögelerle de desteklemiþ. Örnek: ...Ve her canlý þeyi sudan yarattýk. Enbiya: 21/30)

- Neden Elektrik Enerjisi?:

Çevre dostudur. Deðiþik enerji kaynaklarýndan (nükleer, termik, hidrolik vs) elde edilebilir. Üretimi kolaydýr. Uzak mesafelere yüksek verimle iletilebilir ve daðýtýlabilir. Ýstenen kalitede ve kesintisiz olarak temin edilebilir. Deðiþik enerji türlerine (ýsý, hareket, ýþýk vs) dönüþtürülebilir... Bu sebeplerle elektrik enerjisi; beyaz enerji, süper enerji, kral enerji, altýn enerji olarak da isimlendirilir.

Ancak elektrik enerjisi kesilince hayat durur. Bu ve benzeri sebeplerle, insanlarýn, elektrik icat edilmeden önce çok daha mutlu olduklarý söylenir.

- Neden hidroelektrik tesis (HES) ve hidrolik enerji?:

Yenilenebilir enerji kaynaðý sudan elde edilir. Enerji üretilen suyun kalitesi korunur ve baþka ihtiyaçlarda kullanýlabilir. Yapýlacak bentler-barajlarla akarsularý kontrol altýnda tutar, erozyon önlenir. Yerli ve doðaldýr. Ýþletme giderleri düþüktür. Çevre dostudur, iklimi olumlu etkiler. Kýrsal kesimlerin ekonomik ve sosyal yaþamýna (sulama, ulaþým, balýkçýlýk, turizm, spor) katký saðlar...

Ancak bir kýsým verimli topraklarýn, tarihi-kültürel mirasýn sular altýnda kaybolmasýna, bazý yerleþim bölgelerinin ortadan kalkmasýna, insanlarýn maddi-manevi zarara uðramasýna da sebep olabilirler.

Önceki hafta ilkini yayýmladýðýmýz bu yazý serisine, olumlu/olumsuz epeyce tepki geldi. Hepsine teþekkür ediyorum. Olumsuzlarýn itirazý; “þimdi enerji zamaný deðil, siyaset zamaný” ya da “Yaa býrakýn kardeþim ‘insan politik hayvandýr’ filan gibi lüzumsuz laflar etmeyi, milletin aklýna böyle þeytani þeyler sokmayýn” tarzýnda idi.

Ben “siyaset zamaný...” diyenlere, “o tür yazýlar piyasada mebzul, ben yazmazsam da bir eksiklik olmaz. Hem belki ayný þeyleri okumaktan sýkýlýr ve farklý bir þey ararsanýz bu ‘enerji’ yazýlarýna göz atarsýnýz” diyorum. Zaten gündem zorladýðýnda, geçen hafta olduðu gibi “breaking news” yapýyorum. “Yaa býrakýn kardeþim...” diyenlere ise ifadelerdeki nüansa ve cümlelerdeki iþaretlemelere biraz daha dikkatlice bakmalarýný tavsiye ediyorum... Dolayýsýyla bu hafta da enerji konusuna devam edeceðiz.

...2009 yýlý verilerine göre Türkiye, elektrik enerjisi üretiminin %80’ini (156 milyar kilovat/saat) termik kaynaklardan (doðalgaz, kömür ve diðerleri) elde etmektedir. (Aslýnda 2009 sonrasýnda da durum deðiþmemiþtir. Mesela 2010 yýlýnýn Ocak ayýnda üretilen 19.5 milyar kilovat/saat elektrik enerjisinin 16 milyar kilovat/saat’lýk kýsmý termik elektrik enerjisi niteliðindedir ki oran aþaðý yukarý aynýdýr)

Burada asýl düþündürücü olan elektrik enerjisindeki dýþa baðýmlýlýðýmýzdýr. Zira bu termik enerjinin yaklaþýk 70’i doðalgaz ve ithal kömürden elde edilmektedir. Bunun için dýþ ülkelere ödenen para 25 milyar dolar civarýndadýr. Dýþa baðýmlýlýðýn stratejik önemi ise þüphesiz bu ödenen paradan daha da önemlidir.

Bu durumda þunlar söylenebilir:

- Türkiye elektrik enerjisi bakýmýndan, tartýþma götürmez bir þekilde dýþa baðýmlýdýr

- Yerli kaynaklardan elde edilen enerji, yýllýk tüketimin ancak %30’unu karþýlamaktadýr.

- Dünyanýn en yüksek kalkýnma hýzlarýndan birini yakalayan ülkemizin elektrik enerjisi ihtiyacý da doðal olarak artmakta ama yerli kaynaklar artýrýlamadýðý için dýþa baðýmlýlýk ve ödediðimiz para da ayný oranda katlanmaktadýr.

- Ülkemiz jeotermal, güneþ, rüzgâr gibi enerji potansiyellerinden yeterince yararlan(a)mamaktadýr.

Rumeli Hoca bu noktada, az Türkçe bilen Türk dostu bir Alman mühendisten (1955) esprili bir cümle aktarýyor: “Bu sular böyle akar, siz Türkler aval aval bakar.”

Türkiye, enerjideki bu dýþa baðýmlýlýðýn yanýnda, kiþi baþýna düþen yýllýk elektrik enerjisi tüketiminde de çok gerilerdedir. Bu rakam Ýzlanda’da 32.000 KWh, Norveç’te 25.000 KWh, Kanada’da 17.000 KWh, ABD’de 14.000 KWh, Japonya’da 9.000 KWh, Ýngiltere’de 6.500 KWh civarýndadýr. Yaný baþýmýzdaki Yunanstan’da bile 5.500 KWh seviyesindedir ki, bu rakam bizim son yýllarda yaptýðýmýz atakla ulaþtýðýmýz 2.700 KWh’lýk miktarýn tam iki mislidir.

Ülkemizde, elektrik üretimi ile giderek artan elektrik enerjisi talebini arasýnda bir arz-talep dengesi kurulamamaktadýr. Açýk her geçen yýl artmaktadýr. Örneðin; 2006 yýlýnda elektrik üretimi (arzý) 196 milyar KWh iken tüketim de ayný miktarda idi. Dolayýsýyla açýk yoktu. Oysa o yýldan bu yana yýllýk talep artýþý ortalama %7 olarak gerçekleþmiþ ve bugün, arz-talep dengesinde, maalesef 100 milyar KWh saatlýk bir bozulma meydana gelmiþtir.

Buradan çýkan sonuç;

- Elektrik enerjisinde dýþa olan baðýmlýlýðýmýz eðer yerli tedbirler alýnmazsa önümüzdeki yýllarda daha da artacaktýr. Bu sebeple yerli enerji kaynaklarý, örneðin hidrolik, linyit kömürü, taþ kömürü ve diðer yenilenebilir tabii kaynaklar (rüzgâr, jeotermel vs) acilen harekete geçirilmelidir.

- Enerji açýðýný kapatmak için her yýl ortalama 5 milyar dolarlýk yatýrým gerekmektedir.

- Buna baðlý olarak, çevre kirliliði artacak, ekolojik dengede bozulmalar olacaktýr. Dolayýsýyla, bu yönde kapsamlý önlemler alýnmalýdýr.

- Yine, ithal edilecek enerji hammaddelerine ödenecek döviz de ayný oranda artacaktýr. Mesela; Türkiye her yýl 20 milyar metreküp doðalgaz ithal edilmek zorundadýr.

- Yerli kaynaklar yeterince kullanýlmadýðýnda, aslýnda ortaya belki öðünülecek derecede büyük genel bütçeler çýkmakta ve ülke kalkýnýyor gibi gözükmektedir ancak bunun maliyeti çok yüksek olmaktadýr.

Bütün bunlarýn yanýnda bir diðer büyük sorunumuz da elektrik enerjisindeki kayýp ve kaçaklardadýr. Bu oran AB de %5 iken ülkemizde %20’ler düzeyindedir. Bunun parasal karþýlýðý yaklaþýk 3 milyar dolardýr ki bu para ile 85 ton 24 ayar altýn ya da 12 milyon cumhuriyet altýný satýn almak mümkündür. Yani bir baþka deyiþle birileri, elektrik hatlarýndan bu milletin 85 ton altýnýný çalmaktadýr!

Kaçak oranlarý Doðu ve Güneydoðu Anadolu bölgesinde %40’ý aþmaktadýr. Bu oran Adana ve Antalya’da %30, Ýstanbul’da ise %20 düzeyindedir. Kaçak tesisatlar, ayný zamanda yýlda ortalama 5000 civarýnda trafonun da aþýrý yüklenme sebebiyle yanmasýna sebep olmaktadýr. Kaçak elektrik kullanýmý nedeniyle oluþan bu ve benzeri (dolaylý) kayýplarýn kaçak elektrik bedelinin iki misli kadar olduðu tahmin edilmektedir.

Bütün dünyada olduðu gibi ülkemizin de en büyük problemlerinden biri þüphesiz TV baðýmlýlýðýdýr. Þimdi, “Bir yýlda televizyonlar ne kadar enerji harcýyor?” diye sorsam sanýyorum pek çok insan “Amaaan, televizyonun harcadýðý elektrikten ne olacak?” diyecektir ama iþin aslý hiç de öyle deðil. Basit hesaplar dahi dudak uçuklatmaya yetiyor. Mesela; ülkemizde kullanýlan yaklaþýk 50 milyon TV, yýlda yaklaþýk 25 milyar KWh’lýk enerji tüketmektedir ki bu üretilen elektrik enerjisinin yaklaþýk %12.5’a denk gelmektedir. Parasal karþýlýðý ise tam 4 milyar dolardýr.

Ahmet Rumeli Hoca bunun kaç Cumhuriyet altýnýna tekabül ettiðini de hesaplamýþ: 14 milyon küsur! Ve ilave etmiþ: Her gün TV izlemekten vazgeçilecek 2 saatlik bir zamanla; yýlda 1000 TL tasarruf saðlanabilir, haftada 300 sayfalýk bir kitap okunabilir, 3 yýlda hafýz olunabilir ya da 6 yýlda 4 yýllýk bir açýk öðretim lisans programý bitirilebilir.

Japonya’daki büyük kaza henüz yaþanmýþken nükleer enerjiden söz etmek ve bazý lehte sayýlabilecek yorumlar yapmak ne derecede taraftar bulur bilmiyorum. Ama “bilim” dediðiniz de böyle bir þeydir zaten: Merak edersiniz, araþtýrýrsýnýz, bir sonuç elde edersiniz. Ýþinize gelse de gelmese de onu deðiþtiremezsiniz.

Evet, 1957 yýlýnda Ýskoçya’da, 1979’da ABD’de meydana gelen nükleer kazalar çok ciddi radyasyon sýzýntýsý yapmamýþ ve ölümlere sebebiyet vermemiþti, dolayýsýyla dünya toplumlarýnda da top yekûn bir nükleer enerji karþýtlýðý oluþmamýþtý ama daha sonra yaþananlarýn (1986 Çernobil, bu yýl Fukuþima) bu konudaki görüþleri önemli ölçüde deðiþtirdiði bir gerçek.

Gerçi, Çernobil ve Fukuþima için hiç de olaðan karþýlanamayacak sebepler vardý ama sonuçlarý öylesine korkunç oldu ki sanki her gün yaþanacakmýþ gibi bir etki býraktýlar insanlar üzerinde.

Dünyanýn birçok yerinde (Türkiye’de de) nükleer karþýtý gruplar kuruldu. Fukuþima’nýn bu hareketleri daha da kuvvetlendirdiði açýktýr. Ama bütün bunlarýn yanýnda, nükleer enerjinin hiçbir þekilde çevre sorunlarýna neden olmadýðýný savunanlar, hatta kömüre oranla daha az karbondioksit salýnýmý olduðu için çevreci olduðunu iddia edenler de vardýr.

Nükleer enerji nedir?

Atomun çekirdeðinin parçalanmasýyla elde edilen nükleer enerji aslýnda yeni bir þey deðildir. Tam 115 yýl önce, Fransýz fizikçi Henri Becquerel tarafýndan keþfedilmiþtir.

Nükleer enerji, karþýt guruplar olsa da geleceðin en önemli enerji kaynaklarýndan biri olarak kabul edilmektedir. Evet, bazý ülkelerde geniþ petrol ve doðalgaz rezervleri vardýr ama bunlar yine de sýnýrlý kaynaklardýr ve yenilenemez türden enerjilerdir.

Bu enerji, ayný zamanda çaðýmýzýn en stratejik unsurlarýndan biridir. Zira ona sahip olan ülkeler bunu, bir politik üstünlük aracý olarak da kullanmaktadýrlar. Ýþin ucunda atom bombasý yapabilecek durumda olmak (ya da ona sahip olmak), “göstermese” bile “aba altýnda sopa saklamak!” gibi nazik durumlar da vardýr çünkü!.. Yeterli enerji kaynaðýna sahip olmayan ülkeler ise haklý olarak enerji baðýmlýlýðýnýn siyasi baðýmsýzlýklarýný tehdit ettiðini düþünmektedirler.

Bütün bu sebeplerle bugün, pek çok ülke nükleer enerjiye yönelmiþ durumdadýr. Dünyadaki 400’den fazla nükleer enerji santralinin mevcudiyeti bunun kanýtýdýr. Bugün dünyamýzýn toplam elektrik enerjisi ihtiyacýnýn % 15’i bu santrallerden saðlanmaktadýr. Bazý ülkeler elektrik enerjisinin neredeyse tümünü bu yolla elde etmektedirler. Mesela, Fransa’da bu oran % 77’dir.

Nükleer enerji hangi ülkelerde üretilmektedir?

Þöyle bir bakýldýðýnda, geliþmiþ ülkelerin pek çoðunda nükleer reaktörlerin mevcut olduðu ve yaþanan bunca kazaya raðmen hâlâ yenilerinin inþa edilmekte olduðu görülmektedir. Mesela ABD’de 104, Fransa’da 59, Japonya’da 55, Rusya’da 31, Kore’de 20, Ýngiltere’de 19, Ýsveç’te 10 reaktör mevcuttur. Komþumuz sayýlabilecek yakýnlýktaki Ukrayna’da 15, geliþmekte olan ülkelerden Hindistan’da ise tam 17 reaktör faaliyetini sürdürmektedir. Bugün, bu enerjiyi üretebilen 35 ülkede, toplam 440 reaktör vardýr ve 120 ünite de inþa halindedir.

Bizim için nükleer tehlike var mý?

Türkiye, bugün, nükleer enerjiden istifade etmemesine raðmen çok açýk bir þekilde tehlikesine maruzdur. Zira ülkemiz adeta nükleer reaktörlerle kuþatýlmýþ durumdadýr: Hemen yaný baþýmýzdaki Ermenistan’da 1, Romanya’da 1, Bulgaristan’da 4, birazcýk daha uzaktaki Rusya’da 30, Ukrayna’da ise 13 ünite mevcuttur.

Tehlike sadece bunlarla da sýnýrlý deðildir; bir yandan da yenileri inþa edilmektedir çünkü: (Çernobil’e raðmen) Ukrayna’da 4, Rusya’da 3, Romanya’da 1 ünite, Ýran’da (Amerika ve Ýsrail kýyametleri koparmasýna raðmen) 2 ünite.

Ýsrail’e gelince... O bildiðiniz gibi “Batý’nýn haspasý”. Hani, Nasrettin Hoca bir keresinde, hanýmlara verip veriþtiriyordu da kendisine “Hocam senin hatun da ayný þeyi yapýyor” dendiðinde “Haspaya yakýþýyor” demiþti ya, iþte o misal. Ýsrail’de reaktör ve atom bombasý olduðu biliniyor ama kanýtý yok (bu sebeple, belki de ‘kuvvetle muhtemel’ desek daha doðru olur) ve sayýsý da meçhul.

Dünyanýn nükleer enerjiye yönelme sebeplerinden bir diðeri de onun baþka enerji kaynaklarýna göre daha ucuz olmasýdýr. Ýlk yatýrým maliyetleri de sanýldýðý kadar yüksek deðildir.

Sonuç itibarýyla þunu söyleyebiliriz ki, nükleer santral iki ucu keskin býçaktýr. Kanýmca diðer enerji kaynaklarýndan sonra düþünülmelidir. Eðer bunlar yetersiz kalýyor ve nükleer enerji kullanýlmak zorunluluðu doðuyorsa, o zaman “kýlý kýrk deðil, atom çekirdeði büyüklüðüne kadar yararak” hesaplar yapýlmalý, tesisler böylesine bir güvenlik anlayýþýyla inþa edilmeli ve iþletilmelidir. Önlemler, enine boyuna düþünülmeli ve her an hayata geçirilebilecek durumda olmalýdýr.

Bir de iþin nükleer atýk tarafý vardýr ki, bugün bile insanoðlunun baþýna beladýr... Yine de son söz olarak, sanayicilerin çok kullandýðý bir cümleyi hatýrlatýyorum: “En pahalý enerji, “olmayan” (bulunamayan) enerjidir” Zira devran, acýmasýzca dönüyor ve hayat devam etmek zorunda.

 

2011-05-28

SON YAZILARI

“Asker’e Son Mektup”un Ardýndan (1-2) “Vekil” mi seçiyoruz yoksa “liste seçimi” mi yapýyoruz? MHP’nin geldiði nokta Yahudi’yle Kürtleri, kardeþ göstermeye çalýþanlar! “Ýnsan Politik Hayvandýr”dan Nükleer Enerjiye!.. (1-4) Ecevit’in yaptýðýndan ne farký var? AK Parti’nin “ölçü” ile imtihaný Sayýn Baþbakaným! Sadece “Ýki Dakika”, Please!.. Çýktým erik dalýna anda yedim üzümü (1-4) BAÞBAKAN!?.

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

Artvin'de Ayý Saldýrýsý
Artvin’in Yusufeli ilçesinde ayýnýn saldýrýsýna uðrayan bir kadýn hastanede tedavi altýna alýnd

HABER YORUMLARI


VÝDEO HABERLER

Rizespor TRT`nin Konuðuydu
Trt Spor ekranlarýnda yayýnlanan Berfu Haþýoðlu`nun sunduðu `Gerçek Futbol` programýnýn konuðu
TATÝLMERKEZÝ.COM

Erken Rezervasyon Fýrsatlarý Devam Ediyor.
Tatil Keyfi Burda Baþlar.
Ekonomik Ve Ucuz Tatil fýrsatlarýmýzý Kaçýrmayýn
Tatil Rezervasyon Ýçin 444 00 82

 

TERMAL OTEL
WEB HOSTING |