|
Büyükler olarak hemen hepimiz, çocuklarýmýza vermek istediðimiz deðerleri yeterince veremediðimizi düþünürüz. Bir eksiklik duygusu yaþarýz çoðu zaman. “Baþka neler yapmalýydýk?” diye sorarýz kendimize. Hayýflanýrýz, eksik gördüklerimizden ötürü. Hatta kýzarýz eþimize ya da diðer aile fertlerine. Sürtüþtüðümüz olur; “sen þunu-þunu yapmadýn, eðer yapsaydýn...” deriz..
Aslýnda þöyle bir geriye dönüp baktýðýmýzda, kendi hayatýmýzda doðru bilip yaþadýðýmýz, prensip edindiðimiz deðerleri dahi çocuðumuza katamadýðýmýzý görürüz. Ve fark ederiz ki konuþma fýrsatýmýz olmamýþ, ortam bulamamýþýz, muhatap olamamýþýz onlarla. Paylaþamamýþýz varýmýzý, yoðumuzu, o olmazsa olmaz dediðimiz deðerlerimizi..
Bu duygular içerisinde eski defterleri karýþtýrýrken, 7 sayfalýk bir not buldum sararmaya yüz tutmuþ dosyalarým arasýnda. Yýllar önce “Türkiye Gençlik Parlamentosu”na yaptýðým bir konuþma idi bu. Þöyle bir göz attým ve fark ettim ki o gün söylediklerimi kendi çocuklarýma anlatmamýþým ben!.. Zamanýn çocuklarýmýzý insafsýzca elimizden aldýðýný ve bildiðince yoðurduðunu düþündüm o an. Kalbim acýdý. Bu makalemde iþte o konuþmayý sizlerle paylaþmak istedim.
...Sayýn parlamenter ve çok sevgili katýlýmcý genç arkadaþlarým.
Malum konu baþlýðýmýz, “Ulusal Gençlik Konseyine giden yolda yapýlmasý gerekenler”.
Konuþmama bu cümlenin “yapýlmasý gerekenler” kýsmýndan baþlamak ve öncelikle bir tespitte bulunmak istiyorum: Doðru olan insanlara herhangi bir konuda “þunu yap, bunu yap” demek deðil, yapacaklarý iþle ilgili doneleri vermek, onlara bir yol haritasý sunmaktýr.
Þimdi konuya farklý bir pencereden bakalým. Bir an için bulunduðumuz halden sýyrýlmaya çalýþalým ve hep beraber bir gece yolculuðuna çýkalým. Modern bir þehrin uzaktan görüntüsünü hayal edelim. Karanlýðýn içinde ýþýl ýþýl caddeleri düþünelim yahut da bir lunaparký, bir düðün yerini, bir fener alayýný: Çiçekler, balonlar, spotlar, maytaplar, havai fiþekler, rengârenk giysiler...
Veya bulutsuz bir gecede semaya bakalým. Yükseðe, yükseklere doðru... Gözümüzü açalým ve alabildiðine derinliði görmeye çalýþalým. Þayet bunu becerebilirsek, inanýn öyle muhteþem manzaralar göreceðiz ki biraz önce tasvir ettiklerimi unutacak ve eminim “asýl bayram yeri, asýl düðün yeri iþte burasý” diyeceðiz.
Þimdi sizlere, bu bayram yerine, yani Evren’e dair; aslýnda “Biz neyiz, neyin kavgasýný veriyoruz, Gençlik Parlamentosunu kurarken ne yapmalýyýz ya da ne yapmamalýyýz”ýn cevabýný da içeren bazý teknik bilgiler vermek istiyorum.
Olayý biraz sahneleþtirirsek sanýyorum daha anlaþýlýr olacak. Þimdi... Ýstanbul Üniversitesi’nin o muhteþem nizamiye kapýsýný hepiniz biliyorsunuz. Ýþte o kapýnýn tam altýnda, portakal büyüklüðünde bir cisim ve bunun 7 metre uzaðýnda da bir toz zerresi düþünelim. Bu ölçekte, portakal güneþi; toz zerresi de dünyayý, bugünkü gerçek büyüklüðüyle Asya kýtasý ise tam 200 milyar yýldýzdan oluþan, 100 bin ýþýk yýlý çapýndaki “Samanyolu Gezegenler Sistemi”ni (galaksi) temsil etmektedir. Yani bugünkü Asya kýtasýnda, gerçek büyüklüðüyle ne kadar toz zerresi varsa o kadar sayýda dünya var bu Galakside!.. Öylesine bir büyüklüktür ki bu, 1000 kilometre hýzla giden bir uçakla, Samanyolu’nun bir ucundan diðer ucuna seyahat etmeye kalksak, tam 150 milyar 800 milyon senelik bir ömre ve tabii o miktarda da araç yakýtýna ihtiyacýmýz olacak!
Soru: Peki Samanyolu evrendeki tek galaksi mi? Cevap: Hayýr...
Soru: Kaç tane daha var bunlardan? Cevap: 100 milyar tane daha!..
Evet, yanlýþ duymadýnýz 100 milyar tane daha! Ve bu Galaksiler arasýnda, bir çay kaþýðý hacmindeki maddesi bir milyar ton gelen; “nötron yýldýzlarý” ile galaksiler dahil her türlü maddeyi, sesi, zamaný yutabilen görünmez “zaman tünelleri-kara delikler”...
Þimdi... Bu anlattýðým ilginç, muhteþem ve ayný zamanda dehþetli sahne “makrokozmoz” idi. Bir de “mikrokozmoz” var Evrende!.. Çok bilinen bir þeydir ki her canlý ancak mikroskopla görülebilen hücrelerden oluþur. Ve bu hücrelerin içinde çekirdek, onun içinde de canlýlýðýn bütün yazýlýmlarýný taþýyan kromozomlar ve DNA adýný verdiðimiz küçük molekül topluluklarý vardýr.
Ýþte tam bu noktada, sizlere þaþýrtýcý, düþünüldüðünde “insanda hayranlýk ve korku duygularýný birlikte yaþatan” bir ölçü daha vermek istiyorum; gözle görülemeyen hücrenin, gözle görülemeyen çekirdeðinin, gözle görülemeyen kromozomundaki bir DNA molekülüne dair... Soru: Bu molekülün uzunluðu ne kadardýr? Cevap: 2 metre!
Þimdi isterseniz buradan yola çýkalým ve vücudumuzdaki DNA’larýn uzunluðunu hesaplayalým. Vücudumuzdaki toplam hücre sayýmýz 10 üzeri 14 olduðuna göre, bunu 2 metre ile çarparsak elde edeceðimiz rakam ne olur?.. 200 milyar kilometre, deðil mi? Evet doðru, tam 200 milyar kilometre!.. Bu büyüklük tüm güneþ sisteminin boyutlarýna eþittir. Yani gözle görülemeyen hücrelerin içine sýðmýþ olan bir “Güneþ Sistemi” büyüklüðü!!!
Peki, dünyanýn coðrafi boyutu bu da zaman kesiti ne?.. Bilim adamlarý, dünyanýn 4.5 milyar yaþýnda olduðunu, ancak insanlýk tarihinin buna nispeten çok daha kýsa bir zaman dilimi olan 10.000 yýl önce baþladýðýný kabul etmektedir. Yazýnýn icadý ise 5000 yýl!.. Yani dün gibi bir þey! Haa bu arada insan ömrü mü?.. Malum en fazla 80-90 yýl; “dalya” diyenlerin sayýsý bir elin parmaklarý kadar az.
O halde bu coðrafya, bu zaman ve bu fizik boyutlarýnda insan nedir, hayat nedir, nereden geldik, nereye gidiyoruz, niçin yaþýyor, neyin kavgasýný veriyoruz? Ýnsan sadece et, kemik ve sinirden yapýlmýþ bir madde topluluðu mudur yoksa þuur denen, ruh denen, gönül denen þeyler de var mýdýr ve onlarla mý anlam kazanmaktadýr? Kanýmca bütün bunlarý kendimize sormalý ve kendimizi, ailemizi, devletimizi, bu arada Gençlik Parlamentomuzu, bu cevaplar üzerinde inþa etmeliyiz.
...Þimdi bu noktada, “Konumuz ne, sen ne anlatýyorsun” diye sorabilirsiniz bana, pekalâ. Cevap vereyim:
- Ben bütün bunlarý; madde dünyasýnýn insaný ne kadar kýsýtladýðýný, onu ne derece dar kalýplara soktuðunu, buradan hareketle insanoðlunun buncacýk mekana sýð(a)mayacaðýný, dolayýsýyla baþka bir þeylerin de var olmasý gerektiðini vurgulamak için anlattým.
- Ben bütün bunlarý; þu kadar trilyon dolar bütçesi bu kadar güçlü silahlarýyla koskoca Amerika’nýn, “yalnýzca küçük daðlarý deðil büyüklerini de ben yarattým” diyen baþkan W. Bush’un, bilmem ne kadar zengin-þu kadar hanýmlý Brunei Sultaný’nýn, dünya futbolunun gözdesi Beckham’ýn, sahnelerin kraliçesi Madonna’nýn, dünyanýn zirvesi Everest’in, Türkiye ekonomisine hükmeden Koç Holding’in, dünya para piyasasýný elinde bulunduran Soros’un vs topyekun “bir toz zerresinin içinde” olduðunu gözler önüne sermek için anlattým!.. Kavga ettiðimiz, “benim olsun” diye birbirinin gözünü oyduðumuz, uðrunda öldüðümüz-öldürdüðümüz, kýsaca bu dünyada ne var ne yok ise her þeyin o zerrenin içinde olduðunu hatýrlatmak için anlattým.
- Ben bütün bunlarý; hayatýmýzý ve yaptýðýmýz iþleri bir de bu açýdan deðerlendirmek ve “gerçekten deðer mi” diye sorabilmek için anlattým.
...Her þey kýsýtlý, sýnýrlý, bir þeylere bir yerlere baðýmlý ve toz zerresinin içinde mahkum. Peki, “Bu kafesin içinden nasýl kurtulabiliriz? Hayata, insanlýða, evrene nasýl daha geniþ bir perspektiften bakabilir, ufuklarýn ötesine geçebiliriz? Böyle bir pencere yok mu” diye sorarsanýz, naçizane, sizleri Samanyolu’nun öbür kýyýlarýna götürecek, o muhteþem galaksi bahçelerinde dolaþtýracak, isterseniz bir göz de kara deliklerin içinden sonsuzluklara, þöyle bir bakmanýza fýrsat verebilecek bir yol gösterebilirim... Evet bu yol, mana dünyasý ya da gönül dünyasý.
Þimdi biraz da bu zaviyeden bakalým dünyaya, hayata ve de konumumuz olan Gençlik Parlamentosu’na...
Ne diyor Koca Yunus;
Çýktým erik dalýna anda yedim üzümü
Bostan ýssý kakýyýp der ne yersin kozumu
Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattým
Nedir diye sorana bandým verdim özünü
Ya Kaygusuz Abdal; Bir aksacýk karýnca kýrk batman su yüklemiþ/Kah yorgalar kah seðirdür þehre gider satmaya
Ve Aþýk Veysel; Güzelliðin beþ par etmez þu bendeki aþk olmasa/Eylenecek yer bulaman gönlümdeki köþk olmasa
Bunlarý niye söylüyorum?.. Ne bileyim, baþka türlü yapamýyorum her halde! Samanyolu’nun bir uçtan bir uca olan mesafesini düþünürken ve kendi ömrümü onun yanýna koyarken hep bu beyitler geliyor aklýma;
Ve mesela Yunus’tan bir tane daha: Geldi geçti ömrüm benim þol yel esip geçmiþ gibi/Hale bana þöyle geldi þol göz yumup açmýþ gibi
Ya Eþrefoðlu?.. Aþkýn odu ciðerimi/Yaka geldi yaka gider/Garip baþým bu sevdayý/Çeke geldi çeke gider.
Bu sevda nasýl bir sevda, sevgili kim? Onu herkes kendi yorumlamaya çalýþsýn ama ben diyorum ki; “Herkesin bir sevdasý olmalý ve bu sevda, hani þu son zamanlarýn moda þarkýsý ‘Cerrahpaþa’da söylenenin (herkesin bir derdi var durur içerisinde) tersine, içerisinde durmamalý, orada kalmamalý, kiþi bunu ifade edebilmelidir”. Ýþte ben hayatýmda bunu yapmaya çalýþýyorum.
Maddi dünyada yol almak için þüphesiz öncelikle bilgi, teknoloji, bilim ve para gereklidir. Ama maddenin de ötesine geçmek için bilimin yanýnda baþka þeyler de elzemdir ki onlarýn baþýnda “felsefe, sanat ve din” gelir. Felsefe, sanat iyi de burada din kelimesini kullanayým mý kullanmayayým mý diye tereddüt etmedim deðil doðrusu. Malum son yýllarda din, ülkemizde, Amerika ve Avrupa ile birlikte “gericilik, terör, Cumhuriyet düþmanlýðý”yla eþ anlamlý olarak kullanýlmakta... Yani irtica ile yaftalanmaya fazlasýyla yetecek bir kelime bu!.. Ama Papa Jan Paul’un cenaze törenine katýlan 5 milyon kiþiye ve sembolik olarak devlet baþkaný da olsa aslýnda bir din adamý olan bu insan için ülkemizde dahi bayraklarýn resmen yarýya indirilmesine þahit olduktan sonra...
Cesaret buldum ve “Din o kadar da gerici-kötü bir þey olmasa gerek” diye düþündüm. Ve bunu dile getirdim. Ancak bu sefer de içime bir kurt düþtü; “bu hoþgörü sadece onlarýn dini için olmasýn” dedim kendi kendime. Yani onlarýn dini iyi ve çaðdaþ, bizimki ise kötü ve gerici!.. Her neyse! Bu netameli bir konu, sanýrým burada ona fazla girmesek iyi olacak.
Evet, ne demiþtik; felsefe, sanat ve din... Eðer bütün bunlar olmazsa inanýn;
- Bir çiçeðin güzelliðini görüp “hayat bir sanattýr” diyemeyiz,
- Bir insanýn kolunu bacaðýný, bir kuþun göðsünü, kanadýný görüp “hayat bir mimaridir” diyemeyiz,
- Þakýyan bir bülbülün ya da kendince akýp giden bir ýrmaðýn sesini iþitip “hayat bir musikidir” diyemeyiz,
- Sonsuz boþlukta, müthiþ bir düzen içerisinde asýlý duran yýldýzlarý görüp “hayat bir mühendislik” diyemeyiz,
Peki, “Madde ötesi yola ya da gönül dünyasýna nasýl gireceðiz, bu galaksi yolculuðuna nasýl çýkacaðýz?” diye sorarsanýz... Ýþte bunun cevabý zor. Belki biraz ipucu verebilirim. Ama ya sonrasý? Sonrasý, kiþiye özel, yani size baðlý!..
Bu iþ için, öncelikle ve özellikle; öðretmen, doktor, mühendis, sporcu, politikacý, Cumhurbaþkaný, anne-baba, tüccar ya da her ne isek, o olmadan önce insan olmamýz gerekiyor. Zemin-temel-esas, “insan olmak” olmalý. Kanýmca bunun dýþýndaki her þey ayrýntýdýr ve o ayrýntýlarýn da ancak bu zemin-temel-esas üzerinde kurulursa anlamý olacaktýr.
Hayatta elbette bir þeyler yapmak gerekiyor. Hani “Boþ duraný Allah da sevmez” denir ya Anadolu’da... Ama her ne olursa olsun yaptýðýmýz iþ, onu bir doðru-yanlýþ mücadelesi þeklinde gören ve mutlaka haklý çýkmak isteyen sorun odaklý egoya deðil; özür dileyebilen, teþekkür edebilen ve birlikte mutlu olmayý hedefleyen çözüm odaklý öz’e ait olmalýdýr.
...Hayata yalnýz maddi baðlarla deðil manevi baðlarla, sevgi baðlarýyla, inanç baðlarýyla da baðlanabilmeliyiz. Yaptýðýmýz iþi “Sevdiðimiz için, sevgilimiz için, sevdamýz için yapýyoruz” diyebilmeliyiz. Hazýrladýðýmýz yemeði sevgilimiz yiyecekmiþ gibi piþirmeliyiz, dokuyacaðýmýz kazaðý sevdiðimiz giyecekmiþ gibi örmeliyiz, yaptýðýmýz binayý o oturacakmýþ gibi inþa etmeliyiz, muayeneye gelen hastayý yine onu iyileþtirmeye çalýþýyormuþ gibi tedavi etmeliyiz vs... Ancak o zaman hayatýn, tabiatýn ya da Allah’ýn (ben Allah diyorum ama herkes özgür; isteyen kendi inancýna göre istediðini kelimeyi kullanabilir tabii) bize verdiklerini, sunduklarýný, bahþettiklerin hak etmiþ oluruz. O zaman kendimize saygýmýz olur; duyan, düþünen ve tepki veren bir insan olarak diðerlerinden farkýmýz olur.
Unutmayýnýz ki baþarýnýn sadece %10’u bilgidir, maddi imkândýr, akademiktir. Kalan büyük kýsým duygudadýr; “her þeye raðmen seni seviyorum ya da bunu yapýyorum, yapacaðým” diyebilmektedir.
“Dost bana nazar kýldý taze civan oldum ben” diyor þair. Gönlü kýrýlmýþ, içi sönmüþ, yýkýlmýþ, tükenmiþ ama dostun bir bakýþý onu “taze civan” yapýyor!.. Bilgisi artmamýþ, parasý-pulu çoðalmamýþ, ballý börekler sunulmamýþ, makamý yükselmemiþ, mekâný yücelmemiþ vs ama... bir bakýþla taze civan oluyor!.. Ancak, bu dem o kadar da kolay deðil tabiî. Önce inanmak, sonra dost olmak, yar olmak ve de bu yolun sýrrýný çözmek için görünen görünmeyen dünyalarý içimize sýðdýrmamýz gerekiyor.
“Öfke, korku, suçluluk” depresyonun sacayaðý... Üçünü býrakalým, ikisinin bir araya gelmesi bile çoðu zaman mutsuzluk, hastalýk ve baþarýsýzlýðýn girdabýna sokabilir insaný. Uzak duralým bunlardan; beynimizi olumsuzluklara, baþarýsýzlýklara, mutsuzluklara, “nasýl olmasýný istemiyoruzlara” deðil, “nasýl olmasýný istiyoruzlara” yönlendirelim. Geçmiþe saplanýp kalmayalým ama görmezlikten de gelmeyelim; özellikle güzelliklerini. Ondan dersler çýkaralým. Geçmiþin güzellikleri insaný ileri iter, yolunu açar, oysa kötülükleri geriye çeker, yolunu týkar. Geleceðe bakalým. Hayallerimiz, hedeflerimiz, planlarýmýz olsun ve yeteri kadar uzaðý görebilelim. Ünlü Çinli filozof Konfiçiyus diyor ki, “Yeteri kadar uzaðý göremeyenlerin önlerinde daima sorunlarý vardýr.”
Genelden biraz özele, yani bize, ülkemize ve gündemimize dönersek ki bugünü yaþamak, yarýný planlamak için dönmemiz gerekiyor, bazý þeyleri söylemeden geçmek olmaz. Bu, öncelikle bana bu konuþma fýrsatý ile çok onurlu bir ödül vermiþ olan siz gençlere karþý görevimdir.
En baþta söylemek isteðim þey;
“yasakçý olmayalým yasakçýlarýn yanýnda yer almayalým, özgürlükçü olalým ve özgürlükçü olanlara destek verelim” demek olacak. Çünkü insanlara yapýlacak en kötü þey onlarý yasaklarla sýnýrlamak ve bu þekilde onurlarýyla oynamaktýr. Toplumsal barýþ, deðiþen sosyal þartlar, güçlenen demokrasi anlayýþý, þehir hayatýnda farklý insan gruplarýnýn bir arada yaþamasý gereði ve bütün bunlarýn artýk insanlar tarafýndan “ayrýlýðýn deðil güzelliðin-zenginliðin-birlikteliðin” bir göstergesi olarak algýlanýyor olmasý zaten yasaklarý anlamsýz kýlmaktadýr. Unutmayalým özgürlükler insanlar arasýnda etkileþimi saðlar ve toplumsal diyaloðu artýrýr. Ýnanýyorum ki böylesine bir diyalog sosyal barýþý, sosyal barýþ da kolektivizmi, ilerlemeyi, refahý, mutluluðu getirecektir.
Ýkinci olarak;
“Ýleri demokrasi” diyorum. Günümüzde demokrasiden daha üstün, insanlýk onuruna daha yakýþýr bir yönetim modeli-anlayýþý olmadýðýný herkes kabul ediyor artýk. Demokrasiye inanalým ve cumhuriyetimize demokrasi ile hayat verelim. Onu demokrasi ile anlamlandýralým, taçlandýralým. Demokrasi ve cumhuriyet ruh ve beden gibidir. Demokrasisiz cumhuriyet ruhsuz bir ceset demektir. Baþlangýçta güzel olsa da zaman içinde hayatiyetini yitirir, kokuþur, çirkinleþir. Bu güzel ülkeye, bu güzel insanlara, bu güzel millete böylesine bir kötülüðü yapmaya kimsenin hakký yoktur diye düþünüyorum. Zira bu devlet, bu cumhuriyet kolay kurulmadý. Binlerce þehidin kaný, milyonlarca insanýn alýn teri var mayasýnda... Burada, sýrasý gelmiþken, ülkemizi istiklaline kavuþturan, cumhuriyetimizi kuran isimli-isimsiz binlerce kahramaný saygýyla, minnetle, rahmetle anýyorum. Ruhlarý þâd olsun.
Demokratik Cumhuriyetlerde ayrýlýk yok birlik vardýr. O “birlik” de; farklýðý, çeþitliliði zenginlik sayan, insanlýða, eþitliðe, uygarlýða, bayraða, vatana, geleceðe, mutluluða dair gönül birlikteliðidir. Bu birliðin olduðu demokratik devletlerde, suni olarak “toplumsal alan, kamu alaný, devlet alaný” yaratýlmaz ya da belli kiþilere veya zümrelere özel avantajlar saðlanmaz. Önce bunlarý ihdas edip sonra da kimi haklar, sorunlar ya da toplumsal olaylar bunlarýn kapsamýna sokulmaz. Bu gibi durumlarýn “ayrýmcýlýk” olacaðý ve eþitlik ilkesiyle, demokrasiyle, insan haklarýyla baðdaþmayacaðý açýktýr. Böylesine bir ayrýmcýlýklar önce toplumu sonra devleti böler.
...Kanýmca, demokrasilerin en çarpýcý yaný; hukukun üstünlüðünün esas olmasý ve herkesin hukuk önünde eþit olmasýdýr. Herhangi bir kiþi, kurum, ya da zümre hukukun üstünde (layus el, sorumsuz) olamaz. Herhangi bir karar yargýnýn dýþýnda kalamaz... Bunlar demokrasinin olmazsa olmazlarýdýr. Eðer demokrasiye inanýyorsak, kiþisel ve toplumsal olaylarda “bu olmazsa olmaz”larla ilgili olarak mutlaka duyarlý olmamýz, sorumluluk duymamýz gerekmektedir. Bunu ister vatandaþlýk isterse de insanlýk görevi olarak yapalým, ama yapalým! Bunu Dostoyevski’nin Karamazov kardeþlerde söylediði gibi “Tanrý yoksa her þey mübah, Tanrý varsa her þeyden sorumluyuz” þeklinde, tanrýyla da iliþkilendirebilirsiniz.
Yaþanan çeþitli örneklerden bilmekteyiz ki, demokrasi anlayýþýnýn yerleþmediði ülkelerde yönetimde otokrasi hakim olmaktadýr. Adý ya da þekli ne olursa olsun otokrasinin getireceði þey kaçýnýlmaz olarak “yasaklar ve hukuksuzluklar”dýr. Bir ülkede ne kadar yasak varsa o kadar otokratik bir yönetim var ve o ülke demokrasiden o kadar uzak demektir. Bugün özellikle otokratik ülkelerde aþikâr bir þekilde görüyoruz ki yasaklar cehaleti ve fakirliði, cehalet ve fakirlik de insanlýðýn en büyük düþmaný olan radikalizmi doðurmaktadýr. Oysa yasaklar azaldýkça bilgi artar, cehalet ortadan kalkar, insanlar arasýndaki iliþkiler ve ticaret geliþir, ekonomi saðlamlaþýr, refah seviyesi yükselir, toplum güçlenir ve ülke daha baðýmsýz olur. Sonuçta terörizm de bu zeminde kendine yer bulamaz. Ülkemizdeki güneydoðu sorununa da biraz bu gözle bakmak gerekir diye düþünüyorum. Bugünkü biliþim dünyasýnda bütün bunlarýn bilinmiyor olmasý insaný þaþýrtýyor doðrusu! Yoksa biliniyor da bilmezlikten mi geliniyor, bu da benim için bir soru iþareti!
Biliyorum günümüzde kimse tavsiyeden hoþlanmýyor ama konu baþlýðýmýz “Ulusal Gençlik Konseyine Giden Yolda Yapýlmasý Gerekenler” olduðuna göre tabii ki size birkaç þey söylemem gerekiyor.
- Mesela; “Kurulacak parlamentoda bu konularda hassasiyet gösterilmeli ve bu ilkeler benimsenmelidir” diyeceðim.
- Mesela; “Bu anlayýþ bana göre atacaðýnýz kurumsallaþma yönündeki resmi adýmlardan çok daha önemlidir” diyeceðim. Çünkü biraz önce “öncelikle insan olmak esas olmalý” sözleriyle insana ait olaný belirtirken, “Ulusal Konseye giden yoldaki zemininiz de bu olmalý ve kurumsal yapýlanma bunun üzerine inþa edilmelidir” diyeceðim.
- Mesela; “Bugün birçok ülkede temel insan haklarý Anayasalar ile teminat altýna alýnmýþ olmasýna raðmen bu haklarýn kaðýt üstünde kalmasý ve hayat bulamamýþ olmasý bu zeminin olmayýþýndandýr” diyeceðim.
Mutlu olmak için; kendimizle barýþýk olmak zorundayýz.
Kendimizle barýþýk olmak için hedeflerimizi baþarmak zorundayýz. Kiþi, kurum ve toplum olarak baþarýlý olmak için ise bulunduðumuz çevrenin dýþýna çýkmak, ulusal ve uluslararasý alanda rekabet edebilecek düzeye gelmek durumundayýz; yani kaliteli olmak. Unutmayalým “Kalitenin pasaportu olmaz ya da kaliteye pasaport gerekmez”. Bugünün giriþim, deðiþim ve savaþým dünyasýnda kendimize uygun bir vizyon ve misyon sahibi olmak zorundayýz. “Birey olmak” tamam, ama bireysellikle ortak aklý uyumlaþtýrmak, kolektivizmi baþarmak mecburiyetindeyiz. Artýk ayan beyan biliniyor ki kolektivizmin olmadýðý yerde kiþi bazýnda iyi olmak, toplam kalite anlamýnda takým baþarýsý için, yeterli ol(a)mamaktadýr. Bunun en açýk örneði Fenerbahçe futbol takýmýnda görülmektedir ( Not: Bu durum, bugünlerde Beþiktaþ ve Galatasaray için daha çok geçerli!). Þampiyon olsanýz bile iyi futbol oynayamýyor, takýmýnýza güvenemiyor, onunla gurur duyamýyorsunuz. Sonuçta taraftarýnýz mutlu olmuyor.
Kendimize, toplumumuza, ülkemize güvenelim.
Ancak bu güven sayesinde her türlü zorluðun üstesinden gelebiliriz. Mesela, bir þeyi baþarmaya çalýþýyor ve bunun için her türlü çabayý gösteriyor ama yine de olmuyorsa, o zaman yöntemimizi deðiþtirelim. Farklý þeyler denemekten, baþarýsýz olmaktan korkmayalým. Unutmayalým; Edison elektriði bulurken 9 bin küsür deney yapmýþ ve kendisini eleþtirenlere “Nasýl yapýlamayacaðýný öðrendim” demiþti. Einstein da “deli hep ayný þeyi yapýp farklý sonuç bekleyendir” diyor.
Kültürel zenginliðimizi, milli deðerlerimizi, inancýmýzý koruyalým.
Bu anlamda milliyetçi olalým ama milliyetçiliði bir kýsým insanlara karþý bir düþmanlýða bir öfkeye dönüþtürmeyelim. Doktriner ideolojilerden, toptancý görüþlerden, her türlü radikalizmden uzak duralým. “Düþmaným olsun ki ben var olayým” düþüncesindekilere meydan vermeyelim. Bu yolla iktidar olmak ya da özgürlükleri týrpanlamak isteyenlerin oyunlarýna gelmeyelim... “Etrafýmýz düþmanlarla çevrili, Türkün Türk’ten baþka dostu yoktur” söylemi kendine ve toplumuna güven duymayanlarýn söylemidir. Bu tür sözler, konuþmamýn baþýnda da anlattýðým gibi “çözüm odaklý olmaktan çok sorun odaklý” olan argümanlardýr.
Son olarak,...
Þunu yapýn, bunu yapýn, ne isterseniz yapýn ama yaparken;
Gönlünüzde sevda olsun, aþk olsun
Yüreðinizde sevgi pýnarlarý doðsun
Bu aþk, bu pýnar “yedi veren gül”ler gibi her dem yeniden açsýn. Mademki bu çiçekler, bu güller en güzel dönemlerini yaþarken, koparýlýyor ve birkaç saat sevildikten sonra fýrlatýlýp atýlýyor ve buna raðmen hayata küsmüyorlar ve yeniden açýyorlar; bizler de her mevsim, her gün, hatta her saat yeniden açalým, yeniden insanlara, hayata, dünyaya açýlalým.
Haa! Bütün bunlarý anlattýktan sonra, “Ulusal Gençlik Konseyi’ne giden yolda daha baþka neler yapmalýyýz?” diye soracak olursanýz; onlarý bu konuþmanýn içinden siz çýkaracaksýnýz. Ne demiþtik: Harita bizden... sonrasý yani yolu bulmak sizden!
Ben, burada konuþmama son verirken, “Ulusal ve Dünya Gençlik Parlamentosu”nu kurma yolunda yapacaðýnýz çalýþmalardaki temel felsefenin anlattýðým bu düþünceleri de kapsamasýný diliyor tekrar hepinize sevgilerimi, baþarý dileklerimi sunuyorum.
Þansýnýz bol, bahtýnýz açýk olsun.
|