|
... Anadolu’da bir tabir vardýr; “Yaralý kuþa tüfek atýlmaz” diye. Sebep: Zavallýcýk zaten yaralýdýr; uçma, kaçma, bir þekilde kendini savunma imkâný yoktur... Bu söz aslýnda Anadolu insanýnýn mertliðine de iþaret eder. Ben de bir Anadolu insanýyým; bu sebeple olsa gerek baþka türlü davranamadým ve bugüne kadar konu hakkýnda yazmak istediðim halde yaz(a)madým.
Ancak, gördük ki tutsak yani yaralý kuþ özgür kuþlardan, yani bizlerden ve dahasý kendisini yargýlayan hakimlerden de daha saðlam (saðlýklý diyemiyorum, çünkü hastanede yatýyor!), daha kudretli!.. Yani ortada bir zavallý filan yok. Hâl böyle olunca, “orantýsýz bir güç kullanmýþ, savunmasýz bir insana tüfek atmýþ gibi olmam” diye bir vicdani muhasebe de yaptým ve yazmaya karar verdim.
...Haberal Hoca’yý tanýrým. Van’dan Ankara’ya gelmek istediðimde, iliþkilerinin iyi olduðunu bildiðim bir milletvekili aracýlýðýyla rektörlüðüne hitaben bir dilekçe göndermiþtim kendisine. Daha sonra öðrendim ki dilekçemi eline alýp, alaycý bir edayla sallayarak hastanesindeki öðretim üyelerine göstermiþ (o alaycý ve tepeden bakýþ her zaman üzerlerinde vardý sevgili hocamýzýn) ve “Heyyy! Bakýn çocuklar, taa Van’dan buraya gelmek isteyen biri var!?” demiþti.
Aradan çok kýsa bir süre geçti. Milli Eðitim Bakanlýðýna, Yükseköðretimden sorumlu müsteþar yardýmcýsý olarak atandým. Ýlk ziyaretime gelenlerden birisi o oldu!!. Bahsettiðim o eski nahoþ davranýþýný bilmeme raðmen hekim olarak aðabeyimiz oluþu, mesleðe yapmýþ olduðu hizmetler dolayýsýyla yine de saygýda kusur etmedik kendisine. Sýkça görüþür olduk. Bu arada Hocanýn Ankara yakýnlarýndaki dinlenme tesislerinde de zaman zaman aðýrlandýk!..
Sonradan öðrendim ki sayýn hocamýz diðer iþlerde olduðu gibi bu tür iþlerde de kusursuzdu! Mükemmel organizasyonlarýný gördük. O aðýrlamalar sýrasýnda bahsettiðim tesislerde çok sayýda önemli insanla da tanýþtýk; generaller, eski kuvvet komutanlarý, eski bakanlar filan. Onlara da personele de “Þaban Þimþek oldu mu ...Tamam, o kadar!” diyordu!.. Yani aramýz bayaðý iyiydi!? Öyle ki büyük bir gizlilik içerisinde hazýrlamakta olduðumuz Yükseköðretim Kanunu’nu bile paylaþýyorduk kendisiyle!.. Ancak, Kara Kuvvetleri komutanlýðýndaki o meþhur “rektör soslu paþalar yemeði”ne kadar sürdü bu durum. Sonrasýnda, yukarýdan gelen bir uyarýnýn da katkýsýyla iliþkimiz koptu. Doðrusu bizim de aklýmýz baþýmýza gelmiþti.
...Ergenekon davasýyla ilgili olarak “Bir numara kim” sorusunun sýkça sorulduðu günlerde, “Valla onu bilmiyorum ama bir sonraki dalgada Haberal Hoca alýnabilir” diyordum arkadaþlara. Tesislerdeki iliþkilerden, düzenledikleri toplantýlara davetli konuþmacýlarýn kimliðinden, çýkardýklarý ulusalcý dergilerden vs. hissetmiþtim bunu...
Verdiði görüntü çok yönlü olarak hakikaten güçlü idi. Karakter, cesaret, beceri ve yetkinlik olarak da buna müsaitti. Ama yine de, akþama kadar ameliyat yapan, çalýþanlarýný ve tesislerini askeri bir disiplinle her an denetleye(bile)n, üstüne üstlük akþamýn geç saatlerinde de en az yarým saat kulaçlama yüzen Hocanýn kendisini tam bir buçuk yýl hastanede tutacak kadar güçlü (“hasta” mý demeliyim yoksa?!) olduðunu doðrusu bilmiyordum!..
Evet, gerçekten otuz yýllýk hekimlik hayatýmda böyle bir olaya þahit olmadým. Býrakýnýz bir kalp hastalýðý ve bir buçuk yýlý, herhangi bir hastanýn herhangi bir hastalýðý için onun dörtte biri kadar bir zaman bile hastanede yatýrýlmasý pek görülmüþ þey deðildir.
Guinness rekorlar kitabýna geçebilecek bir durum yani!
Kýsmet olursa haftaya devam edecek.
|