|
Ülkemizde uzun zamandýr ciddi bir yargý sorunu olduðu aþikârdýr. Her ne kadar “Adalet mülkün temelidir” deniyorsa da, adaletin-tarafsýzlýðýn-hukukun timsali olarak bir elinde kýlýç diðer elinde terazi tutan gözleri baðlý güzel kadýn (her nedense transparan çýplak!) öne çýkarýlýyorsa da yaþananlar bu deðerlerin ve sonuç itibarýyla mülkün temellerinin kökünden sarsýldýðýna iþaret ediyor.
Eðer davanýz þu numaralý mahkemeye düþerse kurtulmanýz büyük ihtimal ama maazallah baþka birine düþerse ceza yemeniz mukadder!?.. Verilen kararlar ve bunlarýn neticesinde ortaya çýkan görüntü Yargý’da giderek nesnellikten uzaklaþýldýðýný, pozitif hukuktan da doðal hukuktan da sapýldýðýný göstermektedir.
Vicdan-cüzdan konusu gibi adi etmenlerden(!) sayýlabilecek olanlarý bir tarafa býrakacak olursak, sanýyorum buradaki en önemli sebepler; yargýnýn siyasallaþmasý ile yargý mensuplarýnýn verdikleri kararlardan ötürü (neredeyse hiçbir þekilde) hesap vermek durumunda kalmamalarýdýr.
Açýk söylemek gerekiyor; Yargý’yý bu durumlara düþüren ve ortadan bölen asýl sebep yargýdaki laikçi, mezhepçi, bölgeci unsurlarý olan cepheleþmedir. Gerçi son zamanlarda, verilen kararlardan anlaþýldýðý kadarýyla Yargý’da, ismini henüz tam olarak koyamadýðýmýz bir karþý cephe de oluþmaya baþlamýþtýr ama bu ortaya koyduðum ve koyacaðým kanaatleri deðiþtirecek bir durum deðil.
Þimdiye kadar iþleyen bu sistemde belli yerlere belli taraftan olmayan insanlarýn gelmesi pratik olarak imkânsýzdý. Bu kurum ya da alt birimleri týpký bir devr-i daim makinesi gibi kendi içinde kapalý sistemle iþlemekteydi. Öne çýka(rýla)n bir kiþi önce kendini seçtiriyor sonra da o kendini seçenleri seçiyordu! Bunun tam tersi de olabiliyordu tabii. Tek þart, araya yabancý birilerinin girmemesi idi!..
Bunlar bilinen þeyler... Ýktidar partisi de bunlarý biliyordu ve bu kýsýr döngüyü kýrmak için Anayasa deðiþikliðine gitti, bazý yasalar çýkarttý, öncelikle bazý üst kurullar deðiþti vs. Sonuçta toplumun önemli bir kesiminde (maalesef tümünde deðil!), dengelerin saðlandýðýna, bundan böyle o eski köhnemiþ kast sisteminin artýk iþleyemeyeceðine ve daha adil bir yargýlama sisteminin oluþacaðýna dair ümitler doðdu.
...Þimdi, adalet duygusuna sahip erdemli insanlar olarak naçizane uyarmamýz gerekiyor: Bu yeni sistemde, eskinin tam tersi bir durumun oluþmasý da en az eskisi kadar kötü olacaktýr. Zira adalet terazisini kim tutarsa tutsun, kefelerin dengesi saðlan(a)mýyorsa, sonuç yine “adaletsizlik” olacaktýr. Neticede hak yerini bul(a)mayacak ve mülk temelden yoksun kalacaktýr. Bu durumdaki karar vericiler arasýnda inanan insanlar da varsa veya olacaksa, (ne adýna, kim adýna yaparsa yapsýn) onlarýn durumlarý daha da kötü!..
Zikrettiðim sebeplerden ikincisi (verdikleri kararlardan pratik anlamda sorumlu tutulmayýþlarý) bu cepheleþmeden de müstaðni. O noktada þu klik, bu mezhep veya ideoloji fark etmiyor... Orada iþin içine sýnýf ayrýcalýðý ve mesleki taassup giriyor. Herkese kiþisel bir üstünlük saðlanmýþ oluyor çünkü. Diðer insanlardan (avam!) farklý-üstün bir konumda olmaktan hoþlanýlýyor. Ve sonuçta þöyle bir gerçeklik yaþanýyor: Nasýlsa, verilen hükmün kendilerine zararý dokunmuyor! (Vicdani davranabilen, empati yapabilen tüm yargý mensuplarýný tenzih ederim). Belki mümtazen terfi vs. gibi durumlarda pozitif ya da negatif puan olarak siciline iþleniyordur o kadar... Neredeyse lâyusellikle karþýlaþtýrýlabilecek bir durum yani!..
Benim kesin kanaatim þudur: Ýster vicdan-cüzdan, ister cepheleþme, isterse de iþaret ettiðim müstaðni kýlýndýklarý(!) durumlar olsun yargý mensuplarýnýn verdikleri kararlardaki çeliþkileri ortadan kaldýracak, daha dikkatli ve dolayýsýyla daha adil olmalarýný saðlayacak ana unsur; onlarýn da bir þekilde yargýlanacaklarýný bilmeleridir.
Peki, bu yargýlama iþi nasýl yapýlýr? Kim ya da kimler tarafýndan yapýlabilir?.. Gerçekten cevaplamasý zor sorular bunlar. Ben bunlara kendi hukuk anlayýþýmý ve ahlaki felsefemi ortaya koyarak cevap vermeye çalýþayým.
Bir iþi yaparken dikkat ettiðim deðiþmez beþ kuralým vardýr:
- Kendi içimde haklý olmak (Vicdani muhasebe, kiþisel vicdan), - Ailem nezdinde haklý olmak (Aile þerefi, çocuklarýn yüzüne rahat bakabilmek), - Halkýn önünde haklý olmak (Kamu vicdaný, meþruiyet) - Kanun önünde haklý olmak (Suçlu durumuna düþmemek) - Ve en önemlisi Hakk’ýn önünde ( Allah c.c. indinde) haklý olmak (Mahkeme-i Kübra).
Bunlarýn gereðini ne kadar yapabiliyorum, bilmiyorum. Doðrusunu elbette yüce Mevla bilir ama baþarabildiðim ölçüde kendimi rahat ve güvende hissettiðimi söyleyebilirim. Kýsmet olursa haftaya devam edecek.
|