|
Bu köþede dört parça halinde sunduðumuz “Allah bu memleketi cemaatÇÝLÝKten korusun.. Amin” adlý makale özellikle bir ulusal gazeteye manþet olduktan ve bazý önemli yazarlarýn sütunlarýnda yer aldýktan sonra gündemin ön planýna çýktý, malum. Onlarca haber sitesi konuya yer verdi, yüzlerce yorum yapýldý, çok sayýda tebrik telefonu ve teþekkür aldým. Sað olsunlar, hepsine çok teþekkür ediyorum. Gönülden katýlýp da bunu ifade etme imkâný bulamayanlara da teþekkür ediyorum.
Doðrusu ben, sadece “Doðan medya grubu” olarak adlandýrýlan kesimin deðil, cemaatlere daha yakýn duran medya grubunun da ilgi göstermesini ve kendi içinde tartýþmasýný isterdim. Bir çeþit özeleþtiri ya da otokontrol mekanizmasýnýn iþletilmesi gibi olacaktý bu. Ama olmadý; neredeyse týk çýkmadý bu kesimden... Ancak ses çýkmamýþ olsa da içten içe konunun tartýþýldýðýný, en azýndan vicdani bir muhasebe yapýldýðýný düþünüyorum. Bunu insanlarýn yüz mimiklerinden, ses tonlarýndan, vücut dillerinden anlýyorum çünkü.
O yazý serisinde de öne çýkardýðýmýz gibi buradaki amacýmýz günümüzdeki “cemaatçilik” geliþimine vurgu yapmaktý. Bu sebeple her ne kadar makalenin baþlýðýný koyarken, “cemaatçilik” kelimesindeki ÇÝLÝK ekini büyük harflerle yazmýþ ve içeriðini de bir ölçüde elle tutulur hale getirmeye çalýþmýþsam da, bu bazýlarý için yeterli olmadý. Benim cemaatler olgusuna kökten karþý çýktýðým filan anlaþýldý. Ve bu sebeple, yanlýþ noktadan hareketle hassasiyetini gösterenler oldu. Bazý haddini aþan, temsil ettiði misyona yakýþmayan ifadeler kullananlar hariç, onlara da teþekkür ediyorum. Yanlýþ olsa da düþüncelerinde (aslýnda daha çok duygu!) samimi olduklarýna inanýyorum çünkü.
Aslýnda bu, fikirlerimi yeterince açýk bir þekilde ortaya koy(a)mamýþ ya da makalenin dikkatlice okunmamýþ olmasýndan kaynaklanmýþ olabilir. Belki de cemaatçiliðin esas itibarýyla, cemaatlerin söz sahibi olduklarý alanda (maddi ve dünyevi deðerler anlamýnda) “mülk sahibi” gibi davranmalarý olduðunun altýný iyi çiz(e)mediðim ve somut örneklemelere gitmediðim için de olmuþ olabilir. Her neyse... Bu sebeplerle, daha iyi anlaþýlabilmesi için bu makalede ÇÝLÝK’i yine büyük harflerle yazýyor, ilave olarak da altýný çiziyorum.
Bazýlarýna göre ülkemizde cemaat deyince Fetullah Hoca Efendi grubu (artýk cemaat tarikat yerine bu “grup” kelimesini kullanýyorum!) anlaþýlýyormuþ, diðerleri tarikatmýþ. Doðrusu ben, bu yazý serisini hazýrlarken böyle bir þey düþünmedim. Kaldý ki bir an için öyle olduðunu kabul edersek, o zaman mesela Süleyman Hilmi Tunahan Efendiye baðlý bir insan için “O Süleyman Efendi tarikatýndandýr” mý diyeceðiz?.. Yok böyle bir tarif ya da hitap tarzý. Bu belki Mevleviler için, Kadiriler için, Cerrahiler için söylenebilir ama mesela Menzilciler, Süleymancýlar ya da Iþýkçýlar için kullanýlan bir isimlendirme deðildir.
Belki de daha dünyevileþmiþ olanlara “cemaat”, tasavvuf yolunda yol almak amacýndan sapmamýþ olanlara da “tarikat” demek daha uygun olacaktýr. Ama bizim derdimiz bu deðildi ve dolayýsýyla böyle bir ayýrým da yapmadýk. Zaten bir grubu ya da gruplarý kast etmediðimiz için gereksizdi böyle bir þey.
Bütün bunlara raðmen, malum yazý serisiyle ilgili olarak yine de ve sadece Fetullah Hoca grubundan tepki geldi. Buradaki “cemaat” sözcüðünden kendilerinin hedeflendiði intibaýnýn uyandýðýný (nazikçe) söylediler. Diðer hiçbir gruptan hiçbir olumsuz tepki gelmedi. Aksine birkaçý takdir ve teþekkürlerini sundular.
Bu durumda, “Yani öyle algýlanýyorsa ben ne yapayým” mý desem; yoksa hiçbir þey söylemeyip de yorumu okuyucuya mý býraksam, doðrusu bilmiyorum. Ama tekrar ediyorum hedefim þahýslar ya da olaylar deðil fikirler, anlayýþlar, davranýþlardý.
Neticede, her sosyal grupta olabilecek olan bir þeye iþaret ederek günümüz Türkiye’sinde bu tür geliþmelerin var olduðundan, gruba þamil olan bir benlik duygusundan hareketle kiþisel-grupsal üstünlük duygusuna kadar giden bir narsizmden, diðerlerini ötekileþtiren dýþlayýcý bir nepotizmden yani benim cemaatÇÝLÝK dediðim kavramdan bahis ettim o kadar.
Bu konuyu bitirirken...
Huzurlu bir toplum ve daha iyi bir gelecek için hep birlikte demeliyiz ki “Bu topraklarda yaþayan insanlar olarak bizler ortak bir tarihi, ortak bir coðrafyayý, ortak bir kaderi paylaþan (paylaþmasý gereken) eþit insanlarýz”... Bunu böylece kabul etmemiz gerekiyor. Bu kabul edilmediði takdirde “Kürt meselesini çözmek de, Alevilerin sorunlarýný rahatlatmak da, baþörtülülerin çektiði çileye son vermek de, cemaatÇÝLÝK’in önüne geçmek de mümkün olmayacaktýr” diye düþünüyorum.
Bu arada... þahsým için endiþe eden dostlara çok teþekkür ediyorum. Þükür, saðýz ve gönlümüz de müsterih. Sözümüzü, meseleyi gazetesindeki köþesine taþýyan Sayýn Güngör Mengi’nin, gerçekten bana çok çarpýcý gelen o son cümlesine atfen bitirelim: “Ya kendim için susacaktým ya da çocuklarým ve çocuklarýmýz için konuþacaktým!..” Ben ikincisini tercih ettim.
|