|
“Bayrak, baðýmsýzlýk, kendi kendini yönetme, boyunduruktan kurtulma” gibi sloganlar cazip gelse de sürece geniþ pencereden bakabilen insanlar Ýmralý’yý ve onun kanlý politikalarýný benimsemiyorlar. Ancak bu kesim sesini çýkaramýyor. Bir taraftan, on yýllardýr kýsýtlanan özgürlükleri baðlamýnda örgüte (bir ölçüde de olsa) hak veriyorlar ama diðer taraftan da bu kanlý savaþý yani ölme ve öldürmeleri içlerine sindiremiyorlar. Kýsaca örgüte ve Ýmralý’ya inanmýyorlar ama devlete de güvenmiyorlar. Tabir-i caizse iki arada bir derede kalmýþ durumdalar.
Bu atmosferde bir de Doðu’da yaþayan Kürt kökenli olmayan vatandaþlarýmýz var; Türk soylu ya da kendini Türk milletinden sayan-hisseden-kabul edenler. Asýl sýkýntýda olanlar onlar. Bir kýsmý iþ icabý, bazýlarý memuriyet gereði, bir bölümü de Kürtlerle oluþan akrabalýk baðlarý dolayýsýyla oralardalar. Birlikte yaþamak babýnda son 10-15 yýla kadar önemli bir sorunlarý yoktu bu insanlarýn. Son senelerde ise çoðu Batý’ya göçmek düþüncesinde. Aslýnda epey zamandýr var olan bu düþünce, bugünlerde maalesef ciddi bir hareketlenmeye de dönüþmüþ durumda.
Mesela; benim de on yýla yakýn hizmet vermiþ olduðum Yüzüncü Yýl Üniversitesi’nde, son bir yýl içerisinde elliden fazla öðretim üyesi üniversiteden ayrýldý ve Batý’ya göç etti. Kalanlarýn çoðu da oradan ayrýlmak, daha doðru bir ifadeyle “kurtulmak” istiyor oralardan... Bunu sadece, klasik olan þekliyle “daha iyi bir yerde yaþamak, Batý’ya kapaðý atmak” la izah etmek mümkün deðildir. Bütün bu insanlar kýrk yaþýndan, elli yaþýndan, altmýþ yaþýndan sonra yerini yurdunu dostlarýný, çalýþma arkadaþlarýný, öðrencilerini vs. terk ediyorsa, o zaman þöyle oturup derin derin düþünmek ve “bütün bunlar niçin böyle oluyor?” diye sormak gerekmiyor mu?
Aldýðým duyumlara göre genel atmosferin etkisi elbette var ama öðretim üyelerini asýl rahatsýz eden þeyler: Mazlumiyet psikolojisinden maðruriyet durumlarýna evrilen(!) üniversite öðrencilerinin (ki bu maalesef lise öðrencilerine de sirayet etmiþ durumda) gizli-açýk tehditleri ile belli grup insanlarýn ham-kaba þovenist davranýþlarý... Giden öðretim üyelerinin yerleri ya boþ kalýyor ya da çoðu henüz akademik anlayýþ ve yaþam tarzýný benimseyememiþ, bilgi birikim açýsýndan yeterli düzeye gelememiþ, bölgeden insanlarla dolduruluyor. Bu da tabiidir ki üniversiteyi evrensel olmaktan uzaklaþtýrýyor. Yani üniversite üniversite olmaktan çýkýyor, yerelleþiyor.
Sadece üniversitelerde deðil ticaretle uðraþanlarda da gözle görülür bir “Batý’ya kaçýþ” söz konusu. Bunlarýn arasýnda, milletimizin temel deðerlerine sahip, iþiyle gücüyle uðraþmakta olup örgüte destek vermeyen akli selim Kürt kökenli insanlar da var. Bu kaçýþýn Doðu’daki ticari faaliyetleri baltalayacaðý, yeni yatýrýmlarý, istihdamý, ekonomik geliþmeyi engelleyeceði dolayýsýyla huzura katký saðlamayacaðý açýktýr. Ama süreci alkýþlayanlar bunu düþünmüyorlar. Bir özerklik halinde; ekonomik anlamda devlete verdiðinin on-yirmi-otuz katýný alan Doðu’daki birçok ilin durumunun nice olacaðýný, o insanlarýn hangi hayat standardýnda yaþamak zorunda kalacaðýný, çoluk çocuklarýnýn geleceðinin ne olacaðýný hiç dile getirmiyorlar.
Bütün bunlar özerklik yolunda “örtülü bir tehcir faaliyeti” olarak, özellikle Ýmralý’nýn emriyle mi yapýlýyor yoksa genel gidiþatýn bir sonucu mudur, bunu tam olarak bilmek derin araþtýrmalarý ve istihbari bilgileri gerektirir ama bir gerçek vardýr ki o da “ülkenin siyasal anlamda bölünmeden sosyal anlamda bölünmekte” olduðudur. Benim ümidim “bu bölünmenin yapay olduðu, birtakým provokatif olaylar ve korkularla beslendiði, dolayýsýyla Kürt halkýnýn tabanýnýn ve Türk halkýnýn kahir çoðunluðunun, yani kim ne derse desin özde kardeþ olan milletimizin böyle bir ayrýlýðý gönlüne sýðdýramadýðý” gerçeðindedir. Fiili demografik yapý ve ekonomik sebeplere bakýldýðýnda da zaten böyle bir bölünmenin olamayacaðý ayan beyan görülebilmektedir.
Ancak, devletin konuya bu anlamdaki ilgisizliði, mesela PKK’nýn ve birtakým sözde milliyetçi güçlerin (ulusalcý olan ve olmayan) birlikte hoþlanmadýklarý “açýlým” benzeri demokratik hareketlerdeki yetersizlik ümitlerin giderek azalmasýna sebep olmaktadýr. Sonuçta Türk’üyle Kürd’üyle aslýnda bir bütün olan milletimizin konunun çözümü hususunda, devlete olan güveni giderek kaybolmaktadýr.
Peki, bir emirle insanlarý öldüren, bir sözüyle bunca yýldýr bir arada yaþayan insanlarý birbirine düþüren bir kiþilikle özerk ya da baðýmsýz demokratik bir devlet yapýlanmasý nasýl olacak? Özerklik ya da baðýmsýzlýk isteyen insanlar, bu zihniyet ve ruh halindeki totaliter bir baþýn idaresi altýnda otokratik bir yönetim modelinden nasýl kurtulacak? Ýmralý’nýn da sözünü ettiði mevcut feodal sosyal zemin üstüne kanla, düþmanlýkla inþa edilecek böyle bir idarenin altýnda nasýl mutlu olacak? Hangi hayat standardýnda yaþamlarýný sürdürecekler? Bugün güvenlik güçlerine taþ atmak için sokaða sürdükleri çocuklara hangi geleceði vaat edecekler?
Anlaþýlan odur ki “Ýmralý” önceleri “demokratik cumhuriyet” fikriyle yürüttüðü politikalar sonucunda gelinen noktadan hiç de memnun kalmadý; özgürlüðüne kavuþamadý, resmi siyasi zeminde kendine yer bulamadý. Derin ya da görünen Devletle olan iliþkilerinden (gayri resmi tabii) umudunu kesince de silahlý mücadeleye devam dedi. Kanýmca bununla insanlarý yýldýracaðýný, Türk milletini býktýracaðýný ve sonunda özerkliðe razý edebileceði düþünüyor. Bunu da Diyarbakýr Büyükþehir Belediye Baþkanýna söyletiyor. Referandumda (aslýnda hayýr ama görünürde) çekimser kalmalarý da “Hayýr cephesi”ni kuvvetlendirip bu savaþ zemininin devamýna katký saðlamak politikalarýndan kaynaklanýyor.
Ýki halk adýna da üzücü doðrusu.
|