|
"Geliyoruz, iktidara geliyoruz. Yoksullarýn, ezilenlerin haklarýný korumak için geliyoruz. Mustafa Kemal den Ýnönü ye Ecevit ten Baykal a kadar bize býrakýlan görkemli tarihin altýnda iktidara geliyoruz” diye baþlamýþtý Kurultay konuþmasýna CHP’nin çiçeði burnunda genel baþkaný Kýlýçdaroðlu. Ve bütün milletimizi acýlara boðan Zonguldaktaki elim maden kazasý ile birlikte kendisini bir anda partinin baþýna getiren o meþhur kaset olayýna (hariçten ve azýcýk) deðinerek sürdürmüþtü konuþmasýný.
Aslýnda “iktidara geliyoruz” sözü þimdilik bir slogan olmaktan öteye geçmiyor gibi görünse de Kýlýçdaroðluyla, daha doðrusu yeni genel baþkanla (bunu “eskisinin atýlmasýyla” þeklinde de okuyabilirsiniz) solda bir toparlanma, geleceðe yönelik bir umut belirdiðini söylemek mümkün. “Yeni genel baþkan” diyorum çünkü Kýlýçdaroðlu’nun yerine, Ahmet efendi, Mehmet efendi ya da Kemal efendi de olsa (Bunu Recep Bey’in karþýlýðý olarak kullananlar da var ama kanýmca böylesine hitaplar þýk deðil) bu bir araya gelme, toparlanma (gerçekten tam olarak bir toparlanma mý, doðrusu çok da emin deðilim) olacaktý. Çünkü Türkiye’de demokratik yarýþla iktidara gelemeyen, Türkiye ve dünyadaki yeni konjonktürle birlikte artýk darbelerden de umudunu kesen (Büyük ölçüde buna yargý darbesi de dâhil) Cumhuriyetin sahipleri! (Kendilerini öyle sanýyorlar ve dahasý buna inanmýþlar) ülkeleri yabancý güçler tarafýndan iþgal edilmiþ insanlarda görülen azýnlýk psikolojisiyle hareket etmiþ, durumu “hayat memat meselesi” olarak görmüþlerdi. Yani, “laikçi sol”daki bu son hareket onlar için “olmak ya da olmamak” idi!..
Baþka çareleri yoktu, demokratik yolu deneyeceklerdi. Kritik olan nokta þuydu; “ne olursa olsun bir araya gelebilmek, kim olursa olsun onun etrafýnda toplanmak”. Ve bu sebeple, yeni lider bir anda, çoðunluðu aslýnda mana dünyasýna uzak olan laikçi solun Mevlâna’sý haline getirildi; Ne olursan ol gel” dendi. Baksanýza, “kýrk yýllýk” diyeceðim ama o da az geliyor (yanlýþ anlaþýlmasýn ve Allah uzun ömürler versin diyelim, yani bizi çok ilgilendirmez) seksen yýllýk Rahþan Haným bile bu çaðrýya kulak veriyor ve partisinin kapýsýna kilit vurarak CHP’ye katýlýyor!?.. Baþka izahý var mý bunun? (Bu arada, hanýmefendi o partinin baþýna Cevizoðlu’nu tayin etmemiþ miydi? Sahi ne oldu ceviz kabuðunun maðrur sahibi Hulki Bey’e?).
Bu noktaya nasýl gelindi? Sebepleri neydi? Mesela bu atmosferin oluþmasýnda Ak Parti’nin siyaset anlayýþýnýn bir payý var mýdýr? Bu baðlamda milletten yüzde 47 oy almýþ olan bu siyasi partinin bunca teveccühten sonra hala siz-biz noktasýnda kalmýþ ve milletin tümünü kucaklayamamýþ olmasýnýn (bu bir iddia ve bana da yanlýþ gibi gelmiyor!) etkisi olmuþ mudur? Özellikle, açýk ve net olarak bürokrasideki yerleþtirmelerde üstü örtülü olarak da siyasi söylemlerde; “bu fazla liberal-dizginlenemez-çok bilmiþ, þu fazla özgürlükçü-laik-aileden CHP’li-eski solcu þimdi de Ak Partili deðil zaten” gibi deðerlendirmeler yapýlmýþ olmasýnýn etkisi var mýdýr?.. (Aslýnda bu tür deðerlendirmeler “o MHP’li-BBP’li-Saadetli” þeklinde de yapýlýyor maalesef). Elbette bunlar bir baþka yazý konusudur ve sanýyorum politika üreten parti üst yöneticilerin (Partinin ne kadar düþünürü-politika üreteni var, varsa düþündüklerini-ürettiklerini ne ölçüde açýklayabiliyor, hayata geçirebiliyor doðrusu ben de merak ediyorum!) son geliþmeleri bu nokta-i nazardan deðerlendirmesinde yarar var.
…Madenci faciasýndan bahsetmesi çok doðaldý Kýlýçdaroðlu’nun ama bunun suçunu bile Baþbakan’a yaftalayarak duygu sömürüsü yapmasý ve diðer yandan da onu siyasi ranta dönüþtürmeye çalýþmasý, kendini dürüstlük abidesi gibi gösteren bir insana hiç yakýþmadý doðrusu. Kasetin aslýna, yani asýl fiili iþleyenlere yönelik bir yorum yapmak yerine “cambaza bak” demesi, yani bakýþlarý sahnenin dýþýna taþýmaya çalýþmasý da yine dürüst politikacýlýðýn deðil, ancak klasik þark kurnazlýðýnýn bir örneði idi… Bu arada, maden ocaklarýndaki taþeronculuk sistemini ortadan kaldýrýlacaðýný söylemeyi de ihmal etmedi; tabii nasýl olacaðýna, yerine ne koyacaðýna dair herhangi bir cümle sarf etmeden!
“Kasýmpaþalý dedikoduyla uðraþmaz, bel altý vurmaz” diyor. Eðer dedikodu dediði kasetse, bu bir “dedikodu” deðil “gerçek”. Doðru, dedikodu baþkalarýnýn kiþisel ve özel konularý hakkýnda yapýlan konuþmalardýr ve bu bazen gerçeði de yansýtabilir. Ama daha önce de yazmýþtýk bu sadece onun özel hayatý deðildi ki!.. Hakikat þudur: Konu, yine de fazla dile getirilmeyecekti kanýmca ama kaset daha henüz “gala” yapmýþken siz bununla ha bire hükümeti suçlamaya kalkarsanýz varýlacak nokta da bu oluyor maalesef (Aslýnda kaseti piyasaya sürenlerin istediði de buydu diye düþünüyorum, yani hem Hükümet hem de Baykal gösterdikleri tepkiyle, sarf ettikleri sözlerle buna hizmet etmiþ oldular!)… Peki Kasýmpaþa’lý uðraþmaz da baþkalarý mý uðraþýr? Uðraþýrsa kim uðraþýr?.. Kýlýçdaroðlu mesela hangi bölgeye, þehre veya beldeye yakýþtýrýyor bunu? Bu söz akýllý bir politikacýnýn söyleyeceði söz müdür Allah aþkýna? Kasýmpaþalýyý ayartmaya çalýþýrken tüm Türkiye’yi zan altýnda býrakmak ve kaybetmeyi göze almak (farkýndaysa tabii!) siyaseten ne derece doðru???
“Yataða aç çocuk girmeyecek...” Nasýlýný söylemedikten sonra bu, ancak bir yardým kuruluþunun dilek kutusuna atýlmýþ mektuplardaki temenni olarak kalýr ve açýk söylemek gerekirse yeni bir genel baþkanýn ülkeyi yönetme programý gibi olmasý gereken ilk konuþmasýnda, en kibar anlatýmla, “hafif” durur?
“Yolsulluðun, rüþvetin sonunu getirmek bize nasip olacak” diyor sayýn genel baþkan. Peki ama nasýl?.. “Hafýza-i beþer nisyan ile malüldür diyerek” ÝSKÝ’leri filan unutmuþ gibi görünsek de aklýmýzý da hepten kiraya vermedik ya! Mesela bir önceki Çankaya Belediye Baþkaný’nýn CHP’li meclis üyeleri için söylediði o meþhur sözleri nasýl unutacaðýz; hani þu “Yamyamlar” diye baþlayan!..
Kýlýçdaroðlunun konuþmasýnda demokrat bir havadan da eser yoktu maalesef. Belki “DGM leri kaldýrdýlar, özel mahkemelerde aynýlarýný yaptýlar. Özel yetkili mahkemelere son vermek bize düþüyor” þeklindeki sözleri demokratik bir ifade olarak kabul edilebilir ama bu durumda bunu Anayasa’da demokratikleþme yönünde yapýlmak istenen deðiþikliklere partisinin gösterdiði tepkiyle nasýl baðdaþtýracaðýz. Nasýl, “bu istekleri, acaba HSYK’nýn çizgisinden saparak hoþlarýna gitmeyen iþler yapan(!) özel yetkili savcýlarý (Zekarýya Öz, Osman Þanal vb) bertaraf etmek için midir” diye düþünmekten kendimizi alacaðýz.
Sayýn yeni baþkan, hiçbir þeyin örtülü kal(a)madýðý günümüz dünyasýnda “belden aþaðý vurmakla” siyaset yapabileceðini gibi bir sanýya da kapýlmýþ gibi gözüküyor. Üstelik bunu dýþ politika gibi üzerinde konuþurken bir deðil birkaç defa düþünülmesi, milli menfaatlerimizin mutlaka iç politikalarýn üzerinde tutulmasý gereken bir konuda yapýyor ve “Dubai’ye gidip 1 milyar dolara ülkenin onurunu masaya sürdüler”diyor. Dýþ politika ile ilgili diþe dokunur tek cümlesi bu; baþka bir þey yok. Avrupa Birliði, Kýbrýs meselesi, Kuzey Irak, Ermenistan’la açýlým, ABD ile iliþkiler, Rusya ile yakýnlaþma, Ýran’ýn nükleer enerjisi, dýþ politikalarýmýzda eksen kaymasý vs. gibi meseleler hak getire… Haa, bu arada amiyane birkaç lafý da yok deðil: “Dýþ politikaya satranç ustalýðýyla yaklaþacaksýn. Oldu-bitti ile yönetilemez. Ben gidip imza atayým çözeyim deseniz, çözülmez. Kýbrýs ta olmadý. Kýbrýs halký AKP nin getirdiði sandýðý attý. AB çok önemli. Bize uygulanan çifte standardý kabul etmiyoruz. Ya adam gibi tarih verirsiniz, yoksa biz yolumuza bakarýz…” Evet, bu sözleri de var da, kendisi ya da partisinin bu meseleleri nasýl çözeceði, nasýl yöneteceðine dair bir program, hatta býrakýnýz programý herhangi ipucu dahi yok. Eeh, o zaman da bütün bu sözler, deðer itibarýyla, kenar mahalle kahvehanelerinde atýlan boþ hamasi nutuklardan öteye gitmiyor tabii.
Kýlýçdaroðlu’nun Kurultay konuþmasýnda, insanýmýzýn ve ülkemizin sorunlarýnýn çözümüne
dair (lafýndan baþka hiçbir þeyi açýklanmayan “Aile Sigortasý” dýþýnda) kayda deðer bir þey yok. Evet gerçekten de yok ama, kemalistlerin rutin bir alýþkanlýkla geçim kaynaðý haline getirdikleri “Atatürk’ü kullanmak” var… “Mustafa Kemal ve arkadaþlarý önce halk dediler. Ýlk sözümüz halk olacak halkla birlikte yürüyeceðiz”diyor, Anamuhalefetin yeni baþkaný…
Kanýmca bu tür eskimiþ kliþe sözlerin faydasý da yok deðeri de yok. Dolayýsýyla gereði de yok. Zira bugün artýk çoðunluðun görüþü odur ki eðer o dönemde yapýlanlar halkçýlýksa (ki þahsen ben o kanaatte deðilim) Atatürk ve arkadaþlarý “halka raðmen bir halkçýlýk” yapmýþlardýr demektir. Çünkü yapýlanlar halkýn hiç de arzu ettiði þeyler deðildi. O günün hükümranlarýnýn önceliðinin halk olduðunu söylemek, halkýn deðerleri açýsýndan bakýldýðýnda çok da mümkün deðildir. Haa! “Bütün bunlarý zaten halk için yapýyorlardý” diyorsanýz o baþka. Bunu sadece bir inanç olarak kabul ederseniz ona itiraz etmeyiz!.. Bugünkü laiklikçilik anlayýþýnýn temeli de budur zaten.
“Deðiþimin ve devrimin sonuna kadar gideceðiz” diyor sayýn baþkan. Ama neyi, nasýl deðiþtireceðini, devlet yapýsýnýn neresinde, devlet etme anlayýþýnýn hangi noktasýnda devrim yapacaðýný ve bunun nasýl becereceðini söyle(ye)miyor!... Aslýnda bu cümle sadece, bu sözü anlamlý kýlacak çözüm noktasýnda deðil felsefik anlamda da sorunlu. Mesela kendisi ya da taraftarlarýný kýrmamaya çalýþarak þöyle nazikçe sorsam ve “Böyle bir cümleyi ancak deðiþimin sonu olamayacaðýný bilmeyenler söyleyebilir.”desem nasýl bir cevap verirler acaba?
Konuþmasýnýn devamýnda “Korku imparatorluðu deðil sevgiyi egemen kýlacaðýz. Kardeþçe beraber olacaðýz.”diyor ama herkesin “Tayyip Bey” dediði insana “Recep Bey” diyerek halkýn %47 sinin oyunu almýþ bir insaný kendince aþaðýlamaya çalýþýyor?.. Yani daha baþtan %47’yi karþýsýna almýþ oluyor. Karþýsýna almasa da onlara hiç de sevimli gelmeyen böyle bir hitapla araya mesafe koymuþ oluyor!.. Bu þekilde mi olacak kardeþçe beraber olmak?.. Bu çerçevede söylediði “Düþmanýnýz kindir diyen felsefeyi sonuna kadar götüreceðiz. Kardeþçe yaþayacaðýz.” cümlelerini manalandýrmak ise ne mümkün… Doðru, bir takým insanlarýmýzda içten içe bir korku mevcut. Aslýnda bunlar genellikle þimdiye kadar devletin tasarruflarýndan yana hiç korku yaþamamýþ olanlar. Ama öyle de olsa Kýlýçdaroðluna hak veriyorum. Çaðdaþ demokrasi ile yönetilen ülkelerde vatandaþlar devletlerinden korkmamalý. Bu konudaki endiþeleri gidermek de Hükümetin görevi.
Günümüz dünyasýnda insanlar politikacýlardan artýk, üstün bir ideoloji, nasihat-temel öðreti, geleceðe ait parlak vaatler, sloganlar filan deðil geçimlerini, hayat standartlarýný iyileþtirici çözümler bekliyor. Tabii olarak bir “umut adam” gibi politika sahnesine sürülen Kýlýçdaroðlundan da beklenen buydu. Oysa sayýn baþkanýn bu kadar can alýcý bir konudaki sözleri hiç de doyurucu olmadý: “AKP yi istediði ekonomik politikaya bakýn. Üretmeyin diyorlar, fabrikalar çalýþmayýn diyorlar. Yeniden üreten Türkiye yi kuracaðýz.” …Allah aþkýna kim, hangi akýllý “üretme, fabrika çalýþtýrma” diyebilir? Lider olmayý filan býrakýn, hangi yetiþkin insan böyle bir politik söylemle ülkeyi bunca yýldýr yöneten bir siyasi iktidarý alt edebileceði üzerine hesap kurar ve milletten oy alabileceðini düþünür?..
Yeni baþkanýn okumuþ-okumamýþ, genç-yaþlý, kadýn-erkek, köylü-þehirli hemen herkesin geleceðimizi kurtaracak alan olarak gördüðü “Eðitim” hususunda söylediði tek cümle þu; “Yatýlý meslek liselerini kuracaðýz”… Organize sanayi bölgelerinde yatýlý meslek liselerini kuracaklar ve öðrenciler mezun olduðunda iþleri hazýr olacak! Yani öðrenciler o bölgede yatýp kalkýnca iþ bulma meseleleri de otomatik olarak çözülmüþ olacak!!! Pes doðrusu. Bu konuþmayý kim hazýrladý? Kendisi hazýrladýysa bir akýllýya okutmadý mý? Okunduysa, bir cesur kimse de çýkmadý mý “yahu sayýn baþkan bu iþ nasýl olacak” diyebilen! Yani, “bu öðrenciler yatýlý kalýnca daha iyi konsantre olacaklar, mesleklerini usta-çýrak iliþkisi içerisinde daha iyi öðrenecekler” filan dese tamam ama… Ýstihdam var da kalifiye eleman olmadýðý için mi kadrolar boþ tutuluyor yani!..
Sanayi konusundaki sözleri de gerçeklikten uzak, hatta özür diliyorum ama muhakemeden yoksun ifadeler: “Çaðdaþlýðýn gereði neyse gerekeni yapacaðýz. Sanayici artýk bu ülkenin kamu görevlisidir. Onun önünü biz açacaðýz. Bütün bürokratik engelleri biz açacaðýz. Bu ülkede önce kendi sanayicinizi destekleyeceksiniz. Neden dýþarýdan daha pahalý otobüs alýyorsunuz. Ortadoðu’yu besleyecek ovalarýmýz var. Bütün Türkiye nin bu gerçeði bilmesi lazým”.
“Bürokratik engelleri aþmak” tamam da taþeronu aradan çýkaran (konuþmasýnýn baþýnda söylemiþti) yani iþi devlet eliyle yürütmeyi düþünen, ekonomide devletçi bir anlayýþýn temsilcisi olan bir iktidarýn bunu yapmasý ne kadar mümkün?.. “Çaðdaþlýðýn gereðini yapacaðýz…” diyor; “Neymiþ o ‘gerek’, bir çýtlatsa da biz de inansak ve de oylarýmýzý versek” diyesi geliyor insanýn…
Liberal ekonomide altýn kural artýk herkesin malumudur: Siz malýnýzý dýþarýya satarsýnýz onlar da mallarýný size satar. Yani dünya büyük bir pazardýr ve pazarýný bulan malýný satar. Bu arenada herkes kazanmaya çalýþýr. Bu durum kendi kurallarý içerisinde iþler gider. Devlet “ben kazanacaðým” diye müdahale etmez, edemez. Belki bazý alanlarda bazý teþvik edici veya koruyucu önlemler alýr o kadar… Çaðdaþ dünya’da bu iþler böyle. Peki, bu durumda “Çaðdaþlýðýn gereði neyse gerekeni yapacaðýz” diyen Kýlýçdaroðlu’nun bu sözlerini nereye koyacaðýz, nasýl deðerli bulacaðýz!?
“Üreticinin ödüllendirildiði düzeni getireceðiz” diyor… Nasýlý ise her zamanki gibi yok. Türkiye nin en büyük sorununu iþsizlik olarak görüyor ve Recep Bey in(!) “Herkes bir iþçi alsa sorun çözülür” sözünü alaya alýyor… Kendi çözümü mü? Yine yok tabii; çözeceðiz den ibaret. Belki ekonomi konusundaki tek anlamlý sözü: “Güneydoðu da istihdam yaratacaðýz. Özel sektör fabrika kuracaksa sýfýr faizle kredi vereceðiz”. Devletçi bir anlayýþýn özel sektörü sýfýr faizle desteklemesi de eleþtirilebilir yaný olan bir durum elbette ama biz yine de onu yapmayalým. Peki ama Güneydoðu’da iþsizliði böyle çözeceksin de “Orta Anadolu’da, Karadeniz’de, Akdeniz’de, Doðu’da, Batý’da ne yapacaksýn” diye sormazlar mý adama?
Kýlýçdaroðlu, “2 milyon esnaf can çekiþiyor. Esnaftan oy istiyorum. Senin sonunu getirene ben dur diyeceðim. Recep Bey, ‘küçük bakkallarýn tamamý birleþsin süpermarket kursun’ diyor. CHP iktidarýnda ekonomi neymiþ görecek” diye devam ediyor ekonomi ile ilgili (sayýlabilecek) sözlerine… Yaa, sayýn baþkan, Recep Bey(!) süpermarket formülüyle esnafýn dertlerini çözer ya da çözemez, nihayetinde hiç olmazsa bir çýkýþ yolu söylemiþ oluyor da zat-ý âliniz ne diyor bu çözüm konusunda? Lütfen cevap verir misiniz?.. Cevap yine kocaman bir sýfýr! Anlaþýlan “siz oy verin, iktidar olalým, o zaman gösteririz”diyor!..
Ana muhalefet partisi’nin yeni lideriözgürlükler konusunda, “Ýnsaný inançlarýyla ve etnik kimliðiyle baþ tacý edeceðiz” diyor ama mesela baþörtülü kýzlara okuma ya da kamuda çalýþma hakký verip vermeyeceðini veya Kürtler için ne düþündüðünü açýklamýyor. (Hatta daha sonraki bir konuþmasýnda bu çocuklarýn okula gitmelerinde zaten sorun olmadýðýný ifade ediyor!)
Ekonomi konusunda söylediði çözümlerden (nezaketen varmýþ gibi kabul ettiðim için bu kelimeyi kullandým!) en komiði ise yoksulluðu kökünden ortadan kaldýracak sihirli formül: “Aile Sigortasý.” “Yoksulluðu çözmenin yolu aile sigortasýdýr. Her ailenin sigortasý olacak. Kadýnýn banka hesabýna yatýracaðýz parayý, çoluðunu çocuðunu doyuracak.”…Yaa, sayýn Kýlýçdaroðlu Allah iyiliðinizi versin e mi!? Devr-i daim makinesi mi bu? Yani, bu deðirmenin suyu nereden gelecek. Yoksa avukatý olduðunuzu kabul ettiðiniz örgütün uzantýlarýnýn bir zamanlar çýkardýðý Yüzyýlýn Türk Buluþu(!) Erke’ yi mi devreye sokacaksýnýz!?..
“Keþke söylemeseydi bunu, ya Recep Beyi kaparsa bu formülü?!” diyeceðim ama söyleyene de söyletene de söylenene de ayýp olacak diye söylemiyorum. Ama manalandýrmaya çalýþmadan da edemiyorum: Yani “seni aile sigortasý yaptým” diyeceksin ve yoksulluk ortadan kalkacak!?.. Ve bunu söyleyen de ülkemizin elit-entelektüel tabakasýnýn umudu, geleceðin baþbakaný olarak görülen (ve gösterilen) bir lider!!! Hay aklýmý sen koru Yarabbi!..
“Seçimlerde %10 barajýný düþürmek, parti içi demokrasi” gibi sözleri ise yaþananlarý gördükçe hiç de reel politik gibi gözükmüyor. Zira Kýlýçdaroðlunun aklý fikri Yüzde 47 oy alan Ak Parti’nin TBMM’de yüzde 60 oy almýþ gibi bir temsil gücüne sahip olmasý, yani onun asýl derdi % 10’un altýnda kalýp da onca oyu heba olanlar deðil!.. Parti içi demokrasiye gelince… O da ne!? Bu elinde terazi tutan nazlý güzel hangi siyasi partimizde ne zaman görülmüþ ki mayasý diktatorya olan Kýlýçdaroðlu’nun partisinde görülsün.
Sonuç itibarýyla Kýlýçdaroðlu, Türkiye vizyonuna çýktýðý Kurultayda, hem bilgi birikim hem de inandýrýcýlýk açýsýndan göz dolduran bir konuþma yapamadý. Devleti iyi yönetebileceðine, bu yönde deneyimi olduðuna dair iþaretler veremedi. (Bu konuþmasýndan sonra, onun geçmiþte yapmýþ olduðu Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüðü görevini de, zamanýn mezhepçi söylemli etkin bakaný Moðoltay’ýn devlet görevine aldýðý insanlar için sarf ettiði“bizimkileri almayacaktým da MHP’lilere mi alacaktým” sözleri baðlamýnda deðerlendiriyorum).
Türkiye ulusalcý solunun yeni lideri bu konuþmasýyla maalesef, bu yazý dizisinin ilkinde ayrýntýlarýyla bahsettiðimiz eski sol liderlerden Ýsmail Cem’inin 1970’lerdeki olgunluk seviyesine bile yaklaþamadýðýný gösterdi. Gerçekten üzücü; en azýndan demokrasimiz adýna moral bozucu. Bu demektir ki önümüzdeki günlerde siyaset sahnesinde yine seviyeli bir mücadele izleyemeyeceðiz ve kayýkçý kavgasý devam edecek…
|