|
Baþlangýçta sömürgecilik, kaba biçimiyle bir ülkeyi askeri güçle ele geçirip, baþýna sömürgeci bir vali ya da general koyarak sömürmekti. Bu tip sömürge, akýllýca bir sömürge biçimi olmadýðý için sömürgeci ülkelere pahalýya mal olmuþ, çoðunlukla istenmeyen sonuçlar doðurmuþ ve nihayet 19. Yüzyýl sonunda terk edilmiþtir. Çünkü sömürgeci Batý, sömürdüðü ülkelere idareci olarak býraktýðý vali ve generallerin cenazelerini karþýlamaktan býkmýþtýr. Örneðin sömürge valisi olarak Libya’ya gönderilen Ýtalyan generallerin çoðunun cenazesi gelmiþtir.
Adýna ilkel sömürü biçimi de diyebileceðimiz bu sömürge biçimi, 1945 yýlýna kadar, Baþýnda Hitler ve Mussolini gibi ýrkçý liderlerin bulunduðu Batýdaki ýrkçý- ulusalcý devletlerin marifetiydi. Ulus devlet modeli hem Batýnýn kendi içinde hem de sömürülen ülkelerde çok acý sonuçlar doðurdu. Söz konusu ulusalcý- ýrkçý devletler, hem sömürme eyleminde kader birliði içerisinde olduklarý diðer Avrupalý devletlerle sonu gelmeyen pahalý savaþlara giriþtiler hem de sömürdükleri ülkelerdeki baðýmsýzlýk hareketleriyle savaþmak zorunda kaldýlar. Bu durum sömürmenin temel amacý olan, baþka insanlarýn sýrtýndan rahat yaþama isteðine de uygun deðildi. Bu nedenle astarý yüzünden pahalý olan bu sömürü biçimi terk edildi.
Avrupalý sömürgeci devletler, 1945 yýlýnda sömürüde ikinci aþamaya geçtiler. Bu aþamada sömürgeci ülkeler sömürdükleri toplumlara sözde baðýmsýzlýklar verdiler. Arkasýndan kendi adamlarý olan yerli iþbirlikçilerini iþbaþýna geçirerek, sömürü iþlemini bunlarla sürdürmeye baþladýlar. Batýlý sömürgeciler, bu sömürü biçiminde kendi adamlarýný iktidarda tutabilmek için bir yandan sömürdükleri ülkelerde baþkaldýrma ihtimali olan gruplara iþkence ve zulüm yaparak baský altýnda tutular diðer yandan kitlelere korku salmak için toplumsal kargaþayý teþvik ettiler. Sömürmek için her yol meþrudur düþüncesinden hareket eden sömürgeciler, kendi yandaþlarýný iþbaþýnda tutabilmek için darbe de dahil her þeyi denediler.
19. yüzyýldan sonra uygulanan bu, ikinci tip sömürü biçimi, iktidara getirilen sömürge yanlýsý idarecilerin tabansýzlýðý nedeniyle birçok ülkede istenilen sonuçlarý vermedi. Halk desteðinden yoksun idareciler, hem sömürgeciler karþýsýnda elpençe divan durarak yönettikleri ülkenin onurunu çiðnediler hem de toplumlarýnýn çýkarlarýný yok ettiler. Bu nedenle söz konusu yöneticiler, ülkelerinde geri kalmýþlýðýn ve istikrarsýzlýðýn biricik nedeni olarak anýlmaya baþlandýlar.
Afganistan, Irak gibi birçok Ortadoðu ve Afrika ülkesinde hala ikinci tip sömürge biçimi devam etse de Sovyetler Birliðinin daðýlmasýyla birlikte sömürgeci devletler, üçüncü tip sömürge biçimini devreye soktular. Bu sömürge biçiminin temel dinamiði kültür emperyalizmidir. Aslýnda baþýndan beri var olan kültür emperyalizmi, önceleri yabacý kültürün zorla kabul ettirilmesi þeklinde olduðundan dolayý sömürülen toplumlar tarafýndan fazla kabul görmemekteydi. Ýletiþim araçlarý günümüzdeki kadar etkili olmadýðý için sömürge kültürü, sömürülen toplumun belli bir kesiminde etkili olabiliyor, bu kesim de “sosyete” adýyla dar bir alana mahkum ediliyordu. Sosyete kültürü, sömürülen toplumun biyolojik zevklerini tahrik etse de toplumun kýlcal damarlarýna inemiyor, bir kaçamak yaþantý olarak kalýyordu. Ancak iletiþim araçlarý etkisini zirveye çýkarýnca sosyete kültürü halk kültürüne dönüþmeye baþladý. Daha önceleri, ülkenin belli kesimlerinde ve belli topluluklar tarafýndan yaþanabildiði için sadece gazetelerin magazin sayfalarýnda görülebilen kadýn- erkek iliþkileri artýk toplumun her kesiminde görülmeye baþlandý.
Bu baðlamda daha önce belli çerçevede görüþmek, tanýþmak, niþanlanmak ve evlenmek olarak yaþanan kadýn- erkek iliþkisine bir de “flört” ve (nikahsýz beraberlik anlamýnda) “çýkmak” eklendi. Her evde vazgeçilmez bir teknolojik nimet olarak bulunan TV, bir yandan evlilik dýþý iliþkileri ekranlarýnda meþrulaþtýrýrken diðer yandan eþcinsel iliþkileri normalleþtirmeye baþladý. TV lerin bu baþarýlý kültür emperyalizmine birde “Ýnternet” eklenince kültür emperyalizmi sýnýr tanýmaz oldu. Ýnternet sayesinde bireylerin dünyasýna sinsice giren erotizm, benlikleri kuþatarak içimizdeki biyolojik istek (nefis) canavarýný uyandýrýnca, artýk nikah ya da evlilik giderek anlamsýzlaþmaya baþladý. Aileler hem kendilerini hem çocuklarýný bu TV ve internet denilen teknoloji canavarlarýnýn þerrinden korumak için müthiþ bir mücadeleye baþladý. Ancak bu zorlu süreç ana- babalarý da yormaya baþladý. Zaten bunlara karþý korunmak da bir bakýma modern donkiþotluktu. Kendisi de nefis taþýyan ana babalar, çocuklarýný korumaya çalýþtýklarý þeyin tuzaðýna düþmeye baþladýlar. Sonuçta toplumu örf, adet, gelenek ve görenekleri tehlikeye girdi. Aile kurumu çatýrdamaya baþladý. Boþanmalar ve aile içi sapýklýlar da dahil cinsel suçlarda patlamalara varan artýþlar oldu.
Gelinen noktada artýk ülkelerin baðýmsýzlýklarý deðil, toplumu oluþturan fertlerin benlikleri iþgal ediliyor, kiþilikleri bozuluyor, kimlikleri kaybolmaya baþlýyordu. Bu sinsi sömürü, kanser mikrobu gibi, kendisini kabul ettirme döneminde toplumda bir takým sýkýntýlara neden oluyor; ancak toplumu oluþturan hücreler de diyebileceðimiz fertlerin yapýsýna girdiðinde tatlý bir rahatlama veriyordu. Bu rahatlýk bireyi adeta uyuþturuyor ve kendi benliðine sinsice yerleþen kültürel paraziti hiçbir tepki vermeden seyrediyordu. Son aþamada asýl darbeyi vuran kültürel mikrop, fertlerin benlik ve kiþiliklerini teslim alarak onlarý tamamen farklý bir yapýya dönüþtürmektedir. Bu aþamadan sonra, sömürülen toplumun bireyleri, yabancý kültürün kendilerine empoze ettiði kültürel parazitlerle barýþýk bir þekilde yaþamaya baþlýyorlar.
Þimdi artýk ciddi bir bakýþla, yabacý kültürlerden gelerek bizim bünyemizi saran kültürel parazitlere dikkat etmeliyiz. Günümüz kitle iletiþim araçlarýyla sýnýr tanýmaz bir þekilde her yere ulaþabilen bu mikroplardan korunmanýn yolu içe kapanmak deðil, elinde kumanda olduðu halde karþýsýndaki TV yi seyretmeyebilen çelik iradeli insanlar yetiþtirmektir. Bu irade Gazali’nin dediði gibi, ancak insanýn iradesini þehvet, gazap, yeme, içme, dokunma ve bakma gibi beþeri hazlar etrafýnda dönmekten uzaklaþtýrmasý, hayvanlarla ortak olan biyolojik istekleri deðil de insan olmanýn gerektirdiði þeyleri istemesi ile olmaktadýr. Çünkü isteðin yüceliði istenilenin yüceliði kadardýr.
Dünyada sömürülen toplumlar, sömürüye karþý koymanýn ancak ruh köleliðinden kurtulmakla mümkün olabileceðini bilmesi gerekmektedir. Çünkü insaný her türlü zulüm ve sömürmeye uygun hale getiren þey, ruh köleliðidir. Ruhlarýný emperyalist Batýlýlarýn ideolojilerine teslim edenlerin, onlarýn emperyalizmine karþý koymalarý mümkün deðildir. Bütün dönemlerde, zulme ve sömürüye baþkaldýrý ancak ruhun özgürleþmesiyle mümkün olmuþtur. Örneðin Bilal-i Habeþi, Müslüman olduðunda bedeni hala köleydi; ancak ruhu özgürlüðe kavuþmuþtu. Bu nedenle, Müslüman olmadan önceki Bilal, efendisini rahatsýz etmiyor, iþkenceye maruz kalmýyordu. Ancak Müslüman olduktan, bedeni köle olduðu halde ruhu özgür olan Bilal-ý Habeþi, efendisi için büyük bir sorun oluyordu. Onun ruhunda yeþeren özgürlük tohumun yok etmek için bedenine akýl dayanýlmaz iþkenceler uyguluyordu. Halbuki Müslüman olduktan sonraki Bilal, bedeniyle yapmasý gereken bütün iþleri eksiksiz yapýyor, ruh ve beden köleliði döneminden daha sistemli ve düzgün iþler yapýyordu. Ancak bütün bunlar efendisini tatmin etmiyordu. Çünkü Bilal, efendisinden daha özgürdü.
Her dönemde olduðu gibi o dönemde de sömürücü efendiler, ruhlarý özgür ama bedenleri tutsak köleler istemezler. Çünkü ruhu köle olan birisinin bedenine hakim olmak çok kolaydýr. Ancak ruhu özgür olan birsinin bedenine iþkence yapmak, onun ruhundaki özgürlük ateþini daha da alevlendirecektir.
|